Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Masallara Yansıması: “Ve Sonsuza Kadar Mutlu Yaşadılar”


İrem Şahin
Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Böl. Öğrencisi

 

Masallar, ülkemizde ve dünyanın pek çok yerinde çocukluk döneminin vazgeçilmezidir. Genellikle olağandışı olaylar, süper güçleri olan insanlar, konuşabilen hayvanlar ve daha nicesini barındıran masallar, nesilden nesile anlatılarak aktarılmıştır. Nereden geldiklerini ve dönemler içinde nasıl bir değişime uğradıklarını bilmek güçtür. Bu nedenle çoğu masalda eski kültür ve farklı coğrafyalara ait motifler bulunmaktadır. Bu motifler hayallerle harmanlanarak okuyucuya sunulmakta ve okuyucunun da pek çok duygusunu harekete geçirmeyi amaçlamaktadır. Hatta fabl türü okuyucuya bir ders verme amacı taşır. Ancak bazı masallar göründüğünün de ötesinde çeşitli anlamlara ve amaçlara sahiptir. “Göz önünde bulunanın görünmezliği, klasik masalların en çetin silahıdır.” (Sezer, 2019, s.9). Bu silahın kime doğrultulduğunu fark etmek ancak masalların acı-tatlı büyüsünden kurtulup arkasına saklandıkları masum maskelerini indirmekle mümkün olabilir. Çünkü masallar hiçbir zaman basit bir uyku hikâyesi olmamıştır; günümüz modern dünyasında kadın ve erkek rolleri üzerinde baskı kuran, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini sürdüren bir araç hâline gelmişlerdir.

Masallar çoğunlukla güçlü olana hizmet yolunda bazı ideolojik mesajlarla desenlenmiştir. Bu mesajlar aslında o kadar absürt noktalara yerleştirilmiştir ki, tıpkı bir illüzyon gibi fark ettikten sonra eski şeklinde görmek çok zordur. Pamuk Prenses’in isteği dışında öpülmesi; Hansel ve Gratel’de olduğu gibi çocukların zor koşullarda bırakılması, hırsızlık, cinayet gibi olayların olması bizi hiç şaşırtmaz. Oysaki normal koşullarda bizi hayretler içinde bırakacak bu olaylar; çocukken alt benliğe öyle bir işler ki, kadın kimliği üzerinde baskısını sürdürür ve dolayısıyla erkek karakterini de etkiler.

Masallar ideolojilerini bu denli rahat işleyebilmek için bir “bilinmezlik” perdesinin arkasına saklanır. “Bir var bir yokmuş. Ülkenin birinde bir prenses yaşarmış…” söylemleri ile hedefi parmağıyla göstermez. Aynı zamanda bu bilinmezlik perdesi, okuyucuya hem hikâyenin içinde olabilme ihtimalini hem de bambaşka bir dünyanın içine girebilme ihtimalini aralar.

Freud’un “gündüz düşleri” tanımlaması masallarla büyük ölçüde benzerlik göstermektedir. Gündüz düşleri, baskılanmış arzuların gün yüzüne çıktığı yerlerdir. Hayal etmenin ve haz almanın bir yoludur. İçten içe gerçekleşmesi istenen arzular, masallara işlenmiştir. Arzular masalların temelini oluşturur. Bu arzunun dışa vurumu ise kültüre, coğrafyaya göre bir biçim alır. Bu tasvir kimi kültürde şatoya hapsedilen bir prenses, kimi kültürde Şah Şehriyar ile birlikte olan Şehrazad olarak karşımıza çıkar.

Masallar ve Toplumsal Cinsiyet

Masalların baş karakterlerini, belki de genellikle kadınlar tarafından anlatılageldiği için, kadınlar oluşturmaktadır. Masallarda pek çok kadın karakter işlenmesine karşın, okuyucu, kadının ahlaki karakterini, fiziksel görünüşlerinin betimlenmesinden yola çıkarak kolaylıkla anlayabilmektedir. Çekicilik, bir kadına bahşedilen en büyük hediyedir ve çoğunlukla mutlu bir istikbalin göstergesidir. 1857 yılından itibaren yazılı olarak kayıt altına alınmış 168 adet masalın değişimi üzerine yapılan bir çalışmada, bir kitabın yeniden basılma sayısı ile kadın baş rolünün yani güzelliğin belirme sayısı arasında güçlü bir korelasyon bulunmuştur. Grimm Masallarını konu alan bir araştırma, masallarda erkekler cevval ve zaman zaman şiddet eğilimli olarak tasvir edilirken; ancak itaatkâr bir güzellik ile kadınların onay göreceğine odaklanan belirgin bir eğilimi ortaya koyar. Toplumsal ideallerin salt yansımasından ziyade, bu masallar ataerkil anlayışı toplumsal cinsiyet hiyerarşisini sürdürmenin bir yolu olarak kalıcılaştırmaktadır. Masallarda var olan “kadınsı güzellik” veya “tatlı kız” gibi değer yapıları, toplumda kadınların özgürlüğünü ve kadının dünyada güç ve kontrol elde etmesini sınırlamak için zemin hazırlayan normatif kısıtlamalar olarak işlenir.

Toplum genellikle kadının mağdur olanına değer verir. Bu sebeple masallardaki iyi kadınlar mağdur ve zor durumdadır. İçinde bulundukları zor durumdan; esir alınmaktan, yüksek bir kalede mahsur kalmaktan, kötüler tarafından kaçırılmaktan kurtarılmayı beklerler. Çoğunlukla bu iyi kalpli ve güzel kadınlar, edilgen bir rol oynarlar. Mağdur rolüyle yönetmek, beğenilmek, vazgeçilmez olmak gibi arzular, geleneğin şekillendirdiği kadının gizli arzuları olarak masallarda kendini gösterir. Yalnızca mağdur olmak, kadının kurtarılması için yeterli değildir. Aynı zamanda itaatkâr olmalıdır. Örneğin, Külkedisi, evin tüm işlerini yapıp üvey anne ve kız kardeşlere hizmet etmektedir. Üstelik onlar tarafından itilip kakılmakta, ancak bu mağduriyetine rağmen itaatkârlığına yılmadan devam etmektedir. Ek olarak temizlik, yemek pişirme gibi her iş elinden gelmektedir, bu nedenle de “potansiyel bir anne” rolünü de üstlenir. İşte tam bu sebeplerle masalın sonunda mutluluğu hak eder. Buna binaen, toplumda bir kadının değerli olabilmesi için anne olması ya da bir anne adayı olabilmesi de gereklidir. Kadın doğurganlığı ile toplumda kendine bir yer edinir. Anne veya anne adayı olmayan her yetişkin kadın, tehlikeli veya “vazifesini henüz yerine getirmemiş” olarak görülür. Masallarda ise bu edilgen rolün zıttı olan güçlü, bilge ve bağımsız kadına olan arzu ve korku ise periler, acımasız kraliçeler, büyücüler olarak ortaya çıkar. Ancak bağımlı ve muhtaç rolü olan kadınlar masallarda ödüllendirilir ve erkekler için bir “ödül” sıfatı taşır. Bağımsız kadınlar ise ya cinsellikle ilgilenmezler ya da adeta bir femme fatale olarak cinselliği bir güç olarak erkeklere karşı kullanırlar. Eğer söz konusu masum güzelse mutlu son kaçınılmazdır ancak söz konusu femme fatale ise bu kötü olan kadındır, çünkü o hem güzelliğe hem de zekâya sahiptir ki bu durum masumiyeti yok eder. Bu nedenle mutsuz olup cezalandırılmaya mahkûmdur.

Kadınların müşkül durumda olması, erkeklerin gizli bir arzusu olan “kahramanlığa” yol açar. Masallarda tasvir edilen kadınlar, bulundukları güç durumdan kendileri çıkabilecek bile olsa, bitmek bilmeyen bir umutla kendilerini kurtaracak bir “beyaz atlı ve yakışıklı prensi” beklemektedirler. Yeterince güzel ve itaatkâr olan kadın, bu bekleyişinin sonunda her zaman istediğini elde etmektedir. Eğer ki kadın sabreder ve itaat ederse, yakışıklı bir prensle evlenmekle ödüllendirilir. Rapunzel yıllarca o kulede beklemiş; Külkedisi üvey ailesinin yaptıklarını sineye çekmiş, Şehrazad ise sabrı sayesinde idamını 1001 gün erteletmiş, sonunda prense ve çocuklarına kavuşmuştur. Bu durum yeterince güzel olan her kadının gençliğin ve güzelliğin getirdiği heyecanları dindirir; sabreder, muhafazakâr topluma ve geleneksel aile yapısına itaat ederse bir gün yakışıklı ve onu bu acizlikten kurtaracak kahraman bir koca elde edeceği şeklinde toplumda tezahür eder.

Masallarda yer edinen çoğu erkek ya asıl kahraman ya da asıl kahramana yardım eden yan kahramanlardır. Öyle ya da böyle bir güç sahibi oldukları vurgulanır. Güç sahibi olmayan erkekler için eksik bir erkeklik vurgusu yapılır. Toplumsal cinsiyet kimliği inşasında, erkeklerin güce sahip olmaları gerektiği, her erkeğin beynine birer çivi gibi çakılmaktadır. Masallarda erkeklerin kahramanlıklarının amacı ödül yani bir kadın ve bir statü yükselişidir. Sezer (2019) bu kahramanlığı şöyle tanımlamıştır: “Kurlaşmanın ana kurgusal malzemesidir. Kadının hapsedildiği kule, zindan gibi ulaşılması güç mekânlar fallik yan anlamlar içerir. Kahraman hikâyenin sonunda diğer erkekleri doğrudan ya da mecazi biçimde öldürerek iktidara sahip olur…” (s.17). Aynı zamanda zindan ve kule gibi mekânlar ile erişilemez, el değmemiş yan anlamları ile kadının bakireliğine de vurgu yapılmaktadır. Kadının bakireliğine ilişkin bir gösterge kadın karakterin yanında bulunan diğer erkek karakterlerdir. Bu karakterler genellikle cüce, yaşlı ve bilge dede gibi cinsel bir çekim olmayacağı garanti edilen tiplerdir. Böylece prens kadının bekâretine dair hiçbir şüphe duyulmaz. Çoğunlukla bu karakterlerin kadının yanında bulunma sebebi, güç ve iktidar sahibi bir prens gelene kadar kadını kötülüklerden korumaktır.

Geleneksel masallarda ilk öpüşme pek çok anlam taşır ve bir dönüm noktasıdır. Bu dönüşümün tek sebebi ilk öpücük değil, onun taşıdığı yan bir anlam olan sevgidir. Özellikle kadın karakterin erkeği sevmesi, onun artık daha kabul edilebilir ve onaylanabilir olacağı anlamına gelir. Öyle ki kurbağa ilk öpücük sayesinde prense dönüşmüş, Güzel ve Çirkin masalında ise, Güzel’in Çirkin’e sevgisini ifade etmesi yani ilk öpücük, Çirkin’i bir prense yani güzele dönüştürmüştür. Sezer (2019, s.26) bu durumu şöyle açıklar:

… Acaba kaç kadın -hovardalığa, kumara, sevgisizliğe, kabalığa vs.- düşmüş bir erkeği dönüştürme çabasında kendini değerli hissetme arzusunu gizli saklı yaşamıştır? Oysa yalın bir arzu öpücüğü yerine hayat öpücüğü veren kadın olma tercihimiz, erkeği yeniden doğurma mertebesine erişme hayalimiz; bizi ne kadar özgür, aşkımızı ne kadar bağımsız ve sahici kılar? …

Kadının isteği dışında evlendirildiği bu iki masalda da kadının olan bitene rağmen sabretmesi ve erkeğini sevmesinin ikisini de kurtaracağı vurgulanmıştır. Bununla beraber, çirkin birinin kabul görmediği, ancak yakışıklı olduğu takdirde masalın mutlu son olarak nitelendirileceği de dikkat çekmektedir.

Toplumsal cinsiyet kimliği inşasını büyük ölçüde destekleyen, çocukluğumuzdan beri kulağımıza çalınan masallar, pek çok farklı motife sahip etnik desenli bir halı gibidir. İçine doğduğu kültürün izlerini desenlerinde, onu satın alan alıcının ekonomik gücünü gösteren niteliğini ise dokusunda taşır. Doğduğumuzdan beri evimizin orta yerinde durur; sorgulanmaz, yeri değiştirilmez, altına bakılmaz çünkü o altındakileri saklamak için oraya boylu boyunca serilmiştir. Çocukluğumuz, o halının üzerinde oyunlar inşa etmek, o halıyı bir dünya olarak görmekle geçer. Farkında olmadan o halının üzerinde o kadar çok vakit geçiririz ki; attığımız her adım, söylediğimiz her söz, takındığımız her tavırda onun birer parçasını buluruz üzerimizde. Ve bir gün o dünyada kurduğumuz oyunlar, tüm çıplaklığıyla karşımıza dikilir. Bir gün bu halıyı kaldırıp bir köşeye koymamız dileğiyle…

Yararlanılan Kaynaklar

Artun, İ. (2012). Masallar ve toplumsal cinsiyet: Kadın kimliğinin ataerkil söylemlerle yeniden yapılandırılması, 15 Mayıs 2020 tarihinde https://bit.ly/3g3G4I0 adresinden elde edildi.

Atay, A. (2019). Feminist kuram bağlamında masallarda toplumsal cinsiyet. Ege Üniversitesi 5. Uluslararası İletişim Öğrencileri Sempozyumu E-Kitabı içinde (ss. 261-267). 15 Mayıs 2020 tarihinde https://bit.ly/3eEwQl6 adresinden elde edildi.

Baker-Sperry, L. ve Grauerholz, L. (2003). Çocuk masallarında ideal kadınsı güzelliğin yaygınlığı ve kalıcılığı. Cinsiyet ve Toplum, 17(5), 711-726.

Fox, G. (1977). “Nice girl”: Social control of women through a value construct. Signs, 2(4), 805-817. 15 Mayıs 2020 tarihinde https://bit.ly/3dELk3f adresinden elde edildi.

Neikirk, A. (2009). “… Happily ever after” (or what fairytales teach girls about being women). Hohonu: A Journal of Academic Writing, 7, 38-42. 15 Mayıs 2020 tarihinde https://bit.ly/2Banr6y adresinden elde edildi.

Sezer, M. Ö. (2019). Masallar ve toplumsal cinsiyet. (3.basım). İstanbul: Kor Kitap.

Comments are closed.