Sylvia Walby’nin Gözünden Biçim Değiştiren Patriyarka


Remziye Yeşilyaprak
Psikolog

 

Feminist epistemolojiyi anlamak için bilinmesi gereken çeşitli kavramlar vardır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği anlamında düşünüldüğünde birçok feministin üzerinde durduğu temel kavramlardan birisi “patriyarka” kavramıdır.

Patriyarka; TDK (2019) tarafından “soyda, temel olarak babayı alan ve ailede çocukları baba soyuna mal eden (topluluk), pederşahi” olarak tanımlanmaktadır. Kavram, ‘pater’ ve ‘archein’ sözcüklerinin birleşiminden meydana gelmektedir. ‘Pater’ sözcüğü Latince’de ‘baba’ anlamında kullanılan bir sözcüktür. “Archein, eski Yunanca ve yeni Yunanca’da farklı anlamlara gelir. Eski Yunancada ‘başlangıç’ anlamına gelirken, yeni Yunancada ‘güç sahibi olan’, ‘egemen ve üstün olan’ anlamlarına gelir. ‘Archein’ Türkçe’ye erk olarak çevrilmiştir” (Özyer, 2016).

Erk sözcüğü TDK (2019) tarafından en başat olarak; “iktidar”, “bir işi yapabilme gücü, kudret” anlamlarında tanımlanmıştır. Dolayısıyla patriyarka diğer bir anlamıyla ataerkillik; toplumsal düzen içerisinde erkeğin iktidar olması anlamına gelmektedir. Yaşlı erkeğin genç erkek üzerinde, genel olarak erkeğin de kadın ve çocuklar üzerindeki meşru gücünü ifade etmektedir. Feministler ise patriyarkayı genel anlamıyla erkeğin kadın üzerindeki tahakkümü olarak tanımlamaktadırlar.

Feminist epistemolojide, feminizmi tanımlama biçimlerinin farklılaşmasıyla ilişkili olarak patriyarkanın sebepleri ve toplum içerisinde kendini var etme biçimleri de farklılaşmaktadır. Kavramı açıklamak ve nereden beslendiğini anlamak için üç temel feminist yaklaşımdan yararlanılmaktadır. İlk yaklaşımın temsilcisi radikal feministler; aile kurumunun ataerkilliği pekiştirdiğini savunmaktadırlar. Bu yaklaşıma göre ataerkilliğin kendini var ettiği diğer alan ise cinselliktir. Kadınlar ve erkekler arasındaki üreme farklılıkları erkeğin güçlü olarak algılanıp kadın üzerinde cinsel şiddetini arttırmakta ve erkek egemenliğini güçlendirmektedir.

İkinci yaklaşımı benimseyen Marksist Feministler, toplum içerisindeki sınıfsal farklılığa vurgu yapmaktadırlar. Kadının ekonomik olarak erkeğe bağımlı hâle getirilmesi, ucuz iş gücü olarak kullanılması, ev işlerinin işgücü olarak görülmemesi kadın ve erkek arasındaki sınıfsal farklılığı pekiştirdiğini ve kadını dezavantajlı konuma getirerek ataerkilliği beslediğini savunurlar.

Üçüncü görüşe sahip ikili sistem teorisi ise her iki sistemin sentezidir. Radikal Feministlerin biyolojiyi ön plana çıkarmasını, Marksistlerin ise sınıfa aşırı vurgu yapmalarını eleştirmektedir. Bu teori her iki sistemin birbirini besleyerek ataerkil sistemi var ettiğini savunmaktadır. Onlara göre, kadının biyolojik olarak zayıf görülmesi sınıfsal olarak sömürülmesinin önünü açmaktadır.

Patriyarka’ya ilişkin en kapsamlı yazılardan biri, Sylvia Walby tarafından 1997 yılında yazılan ve Hülya Osmanağaoğlu tarafından 2014 yılında Türkçe çevirisi yapılan ‘Patriyarka Kuramı’ kitabıdır. Aşağıda -yazının devamında- Patriyarka Kuramı kitabından referanslarla patriyarka ve patriyarka türleri, patriyarkanın kendini farklı şekillerde nasıl var ettiği, farklı feminist yaklaşımların patriyarkayı nasıl tanımladığı, Sylvia Walby’in gözünden patriyarkanın nasıl biçim değiştirdiği konularına değinilecektir.

Patriyarka Kuramı

Sylvia Walby (2016) patriyarkayı; erkeklerin kadınlar üzerinde egemen olduğu, kadınları ezdiği ve sömürdüğü toplumsal yapılar sistemi olarak tanımlamaktadır. Radikal feministler tarafından Patriyarka kuramı, cinsellik ve şiddetle gücünü arttıran ve erkeklerin kadınları denetim altında tuttuğu bir sistem olarak tanımlanırken; Marksist feministler erkeğin kadın üzerindeki egemenliğini sermayenin emek üzerindeki egemenliğiyle ilişkilendirilerek patriyarkayı kapitalizm ve ekonomik analizlerle açıklamaya çalışmaktadırlar. Liberalist bakış açısındakiler ise patriyarkanın iki temel odağın sonucu olduğunu savunmaktadır. İlk nokta kadınların eğitim ve istihdam alanlarında dezavantajlı konumda olmaları ve bu konuma sahip olmalarının da kadınlara yönelik önyargılarla bağlantılı olmasıdır. Bu bağlantılar ikinci nokta olan mevcut durumu korumaya yönelik cinsiyetçi yönelimlerle bir araya gelerek patriyarkayı güçlendirmektedir. İkili Sistem Kuramı, Marksist feminizm ile radikal feminizmin bir sentezi olarak kendini var eden patriyarkal sistemden söz eder. Kuram; cinsiyet eşitsizlikleri, patriyarkal toplum yapısı ve kapitalist sistemlerin birbirlerini karşılıklı olarak nasıl beslediklerini açıklar ve tüm bunların patriyarkanın varlığını devam ettirmesinin hem nedeni hem sonucu olduğuna değinir. Ancak patriyarka varlığını ve devamlılığını sadece toplumsal cinsiyet bağlamında değil, farklı toplumsal sınıflar, ırk ve özcü inançların birbirleri üzerinde kurduğu egemenlik şeklinde de göstermektedir. Toplumsal yapı içerisinde üst sosyoekonomik düzeydeki bireylerin orta ve alt sosyoekonomik düzeydeki bireyler üzerinde kurdukları tahakküm, beyaz ırkın kendini siyah ırka göre daha üstün konumda görmesi gibi, kadın ve erkek arasında öze dair farklılıklar olduğunu belirten ancak bunu ataerkil sistemin bir parçası olan modern bilimle ve ataerkil dille ifade eden yaklaşımlar da patriyarkanın hem nedeni hem de sonucu olarak değerlendirilebilir. Yani patriyarka bu tarz sistemlere sebep olmakla birlikte, bu sistemlerin işlemesiyle birlikte varlığını da devam ettirmektedir.

Görüldüğü üzere patriyarkayı açıklamaya yönelik birçok kuram mevcuttur. Ancak bu kuramların genelinde patriyarka temel alınan bir özelliğe bağlı olarak açıklanmaya çalışılmaktadır. Kuramda, sebebi tek bir nedene bağlamak toplumsal yapı içerisindeki değişimleri ve çeşitlilikleri anlamayı güçleştirebilir. Bu sebeple Walby (2016), bu sorunun birden fazla altyapının kuramsallaştırılmasıyla çözülebileceğini öne sürmektedir. Yazar, patriyarkal sistemi ortaya çıkaran altı temel yapı olduğunu iddia etmektedir: Ücretli emek, ev işi, cinsellik, kültür, şiddet ve devlettir. Bunlar arasındaki ilişkiler sonucunda farklı patriyarka türlerinin ortaya çıktığını öne sürmektedir.

Walby (2016), kuramını açıklarken patriyarkanın biçim ve düzeylerine de vurgu yapmaktadır. Geçmişten günümüze patriyarkanın varlığını gösterme düzeylerinde çeşitli azalmalar olduğu düşünülebilir. Ancak bu patriyarkanın biçim değiştirmesinin bir sonucu olabilir. Çünkü Walby’ye (2016) göre patriyarka özel ve kamusal olarak ayrıştırılmalıdır. Özel alanda patriyarka kadın ezilmişliğinin temel alanı olan ev içi üretimle açıklanırken; kamusal alanda ise istihdam ve devlet gibi kamusal alanları temel almaktadır. Geçmişten günümüze kadın hareketinin ve hak taleplerinin sonucunda kadınlar çeşitli haklar elde etmişlerdir. Elde edilen haklar patriyarkanın gücünün zayıfladığını veya azaldığını düşündürtebilir. Ancak aşağıda Walby’in Patriyarka Kuramı’nda ifade ettiği altı temel yapı tek tek ele alınacak ve patriyarkanın esasında zayıflamadığı, biçim değiştirerek varlığını devam ettirdiği örneklerle açıklanmaya çalışılacaktır. Kadınların çeşitli alanlarda elde ettiği haklar kadınların avantajlı konuma geldiklerini düşündürtse de kadınların bireysel olarak tahakküm altında olma durumları kamusal olarak tahakküm altına girmelerine sebep olmuştur. Kısacası, denilebilir ki, patriyarka biçim değiştirerek varlığını özel alandan çok kamusal alanda göstermeye başlamıştır.

Ücretli Emek

Toplumsal yapı içerisinde kadınlar ve erkekler arasında emeğe dayalı ciddi bir ayrımcılık olduğu aşikârdır. Geleneksel ataerkil yapıda ekonomik olarak erkeğe bağlı konumda bulunan kadın birçok anlamda da dezavantajlı konumdadır. Ayrıca kadınların ekonomik bağımsızlıklarını elde etmeleri zannedildiği kadar kolay değildir. Ataerkil toplumun pek çok alanında ayrımcılıklarla mücadele etmeye çalışan kadınlar ücretli işlerde çalışırken de çeşitli dezavantajlarla karşı karşıya gelmektedirler. Örneğin, kadınlar geçmişten günümüze ucuz ve yedek işgücü olarak görülmüşlerdir. Kadın emeği erkeğe göre daha ucuz görülmüş ve aldıkları ücret erkeklere göre genel olarak daha az olmuştur. Yarı zamanlı işlerde çalıştırılmak için daha çok kadınlar tercih edilmiştir. Ayrıca işten çıkarılma durumlarında ilk vazgeçilecek kişiler genel olarak kadınlar olmuştur. Millett (2018), Cinsel Politika kitabında modern kapitalist ülkelerde, kadınlar yedek işgücünü meydana getirirler. Savaş sırasında ve ekonomik kalkınma dönemlerinde işe alınır, barış zamanında ve ekonomik buhranlarda işten çıkartılırlar” der.

Günümüz toplumlarında kadınların çalışma hayatındaki katılımları geçmişe nazaran oldukça artmıştır. Ancak patriyarkal sistemin varlığı kadının çalıştırılmadığı, eve hapsedilip erkeğe bağımlı kılındığı bireysel biçimden işyerlerinde erkeklerin cinsel tacizine maruz kaldığı, çalışma hayatında erkeğe bağımlı olduğu kamusal bir alana doğru evrilmiştir. Walby’ye (2016) göre; cinsel taciz kadınları hem çalışırken denetim altında tutmakta hem de bazı mesleklerden dışlanmalarına neden olmaktadır. Cinsel taciz birçok kadının çalışma hayatında baskı altında olmasına yol açmaktadır. Kadınların etek boyları, makyajları gibi bahanelerle meşrulaştırılmaya çalışılan tacizler, kadınların cesaretini kırarak iş hayatından uzaklaşmalarına veya erkeklere göre daha aşağıdaki pozisyonları kabul etmelerine neden olmaktadır. Patriyarkanın gücünü artıran fiziksel şiddet ve cinsel taciz kadınları belirli mesleklere yöneltmekte; sadece belirli saat aralığında çalışmaya zorlamaktadır. Şiddet ve cinsel taciz nedeniyle gece vardiyalarına kalmaktan çekinen kadınlar doğal olarak erkeğe göre daha az kazanç elde etmektedirler. Ayrıca üretim sektörü erkeklerin tekelindeymiş gibi gösterilerek kadınlar daha çok hizmet sektörlerine yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Kadınlar ve erkekler için biçilen meslekler toplumsal alandaki cinsiyet ayrımcılığını pekiştirmekte ve patriyarkayı güçlendirmektedir. Kadınlar geçmişe nazaran ücretli işlerde dışlanmamaktadır ancak işyerlerinde erkeklerin altındaki pozisyonlarda veya onlara oranla daha ucuz işgücü olarak çalıştırılarak erkeğe bağımlı hâle getirilmektedirler. Kadınlara yönelik emek sömürüsü özel alandan kamusal alana kaymaya başlamıştır.

Ev İçi Üretim

Aile, birçok feminist yaklaşımın hedefinde olan ve toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliği pekiştirdiği; patriyarkayı güçlendirdiği düşünülen bir kurum olmuştur. Ataerkil toplumsal yapılarda aile çok önemlidir. Geçmişteki geleneksel geniş aileler günümüz toplumlarında çekirdek ailelere evrilmiştir. Anne, baba ve çocuktan oluşan; babanın çalışıp para kazandığı, annenin ev işlerine odaklandığı ve çocukların bakımıyla görevlendirildiği bir sistem hem toplumsal yapı içerisinde hem de dördüncü güç olarak görülen medya ile hayatımızın her alanında kendini var etmektedir. Televizyon dizilerinde ideal aile, hane içinde kadına ve erkeğe biçilen rollere vurgu yapmaktadır: Ev içi temizlik, çocuk bakımı, yemek hazırlama kadına ait ve yapması gereken görevlerdir. Erkek ise dışarıda çalışmalı ve hane halkının geçimi için para kazanmalıdır. Ancak kadınların ev içi emekleri üretim sektörünün bir parçası sayılmadığı için herhangi bir ücret talep etmesi söz konusu değildir. Bu durum kadının ekonomik açıdan erkeğe bağımlı konumunu pekiştirmekte ve patriyarkayı güçlendirmektedir. Geçmişe nazaran kadınların iş hayatına katılımında meydana gelen artış, ev içi iş bölümünde çok büyük değişikliklere sebep olmamıştır. Dışarda çalışan kadın eve geldiğinde ev işlerinden ve çocuk bakımından hâlâ sorumlu tutulmaktadır. Ancak kadının çalışma hayatına katılımı özellikle kadınların evliliğe bakış açılarında değişikliklere sebep olmuştur. Walby’ye (2016) göre kadınların evliliklerinde haksızlığa maruz kalmaları evli yaşama eğilimlerinde azalmalara sebep olmaktadır. Farklı olanaklara sahip olan kadınlarda bu durum konusunda artış görülmektedir. Üst sınıf kadınların evliliğe daha gönülsüz olmaları bu yaklaşımı güçlendirmektedir.

Günümüz toplumlarında evde kadınlar üzerindeki patriyarkal denetim geçmişe nazaran oldukça azalmıştır. Kadınlar çalışma hayatında artık daha aktiftir. Emeklerine kocaları tarafından el konulması özellikle Batı toplumlarında oldukça azalmıştır. Ancak devlet desteğiyle varlığını her daim devam ettiren aile kurumu ve çocuk bakımının kadının görevi sayılması gibi konularda patriyarka varlığını devam ettirmektedir. Ayrıca hane içinde kocası tarafından el konulan kadın emeğine çalışma hayatında kapitalist sistem tarafından el konulmaktadır. Kadınlar artık ev içinde, özel alanda daha avantajlı konumlara gelirken kamusal alandaki ayrımcılıklarla karşılaşmaya başlamışlardır.

Kültür

Cinsiyet biyolojiktir ve kişileri dişi veya er olarak ifade eder. Toplumsal cinsiyet ise kültüreldir. Topluma, zamana ve kültüre bağlı olarak değişim göstermektedir. Stone (2015), toplumsal cinsiyeti kişinin dişi veya er olmasına bağlı olarak toplum tarafından kişiden beklenen toplumsal beklentiler ve varsayımlar ile kişinin psikolojik tutumu ve kendisiyle ilgili kavrayış biçiminin sentezi olarak ifade etmektedir. Bu tanımlamalardan hareketle biyolojiden bağımsız olarak kadın veya erkek olmamızda toplumun oldukça aktif bir role sahip olduğu söylenebilir. Kişiler kadın ve erkek olmayı, kadın ve erkeğe uygun davranışların neler olduğunu içinde bulundukları kültürle birlikte daha anne karnındayken öğrenmeye başlarlar. Çocuğun cinsiyetinin belirlenmesiyle beraber anne karnındaki fetüse yönelik söylemlerde kız çocukları için yumuşak ses tonunun tercih edildiği (örneğin güzel kızım, nazlı kızım); oğlan çocukları için ise daha atılgan ve sert sıfatların kullanıldığı (aslan oğlum gibi) görülmektedir. Birçok ataerkil toplum kadına daha uysal, pasif sıfatları yüklerken; erkeğe daha aktif, saldırgan, atılgan sıfatlar yükler. Erkeği daha üst konumda tanımlarken kadını da ona bağımlı ve daha aşağı konumlarda görme eğilimindedir. Kadın ve erkek arasındaki farklılığı birçok kanaldan pekiştirerek erkeğin üstün konumunu güçlendirmektedir. Kadınları; daha narin, incinebilir, doğurganlıklarına zarar gelebilir vb. sebeplerle spor faaliyetlerinde daha pasif hale getirmektedir. Bilimsel çalışmalarla ve söylemlerle kadınların daha aşağıda olduklarını ifade ederek patriyarkal sistemin gücünü pekiştirmektedir. Ataerkil sistemin bir ürünü olan dil söylemleriyle ataerkilliği güçlendirmeye devam etmektedir. Cinsiyetçi küfürler, erkeksi söylemlere hizmet eden kelimeler patriyarkanın kültürel olarak varlığını devam ettirdiğini göstermektedir.

Cinsellik

Kadın ve erkek ilişkileri düşünüldüğünde kadınların erkekler tarafından tahakküm altında tutuldukları en önemli alanlardan biri de cinselliktir. Cinsellik açısından erkekler her zaman aktif olarak değerlendirilirken; kadınlar pasif ve erkeğe bağımlı varlıklar olarak varlıklarını devam ettirirler. Kadın cinselliği çoğu defa sadece üreme perspektifinde değerlendirildiği için kadının cinsel ilişkiden haz alması birçok toplumda cezalandırılma sebebidir. Kadın sünneti, evlilik dışı cinsel ilişki gerekçesiyle Ortadoğu kültürlerinde verilen recm cezası bu tarz durumlara örnek olarak verilebilir. Patriyarka, kadını aile içerisinde ve üremeyle eşleştirir bu duruma bağlı olarak kadını annelik üzerinden tanımlar. Bu sebeple erkeğin evlilik dışı cinsel ilişkisi, erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi bazı kültürlerde kabul edilir karşılanırken kadınlar söz konusu olduğunda ölümle cezalandırmaya kadar gitmektedir. Ancak günümüzde gelinen süreçte çeşitli değişiklikler tabi ki meydana gelmiştir. Walby (2016), özellikle 1960’lara bakıldığında bu konularda eskiye nazaran daha açık fikirli olunduğunu düşünmektedir. Evlilik dışı cinsel ilişki özellikle Batı toplumlarında eskiye kıyasla oldukça yaygın, nikahsız çocuk doğuran kadınların toplumdan dışlanma oranları da oldukça düşmüş durumda, kadınlar artık cinsel yasaları ihlal ettiklerinde erkeklerle özdeş cezalar almakta, evliliği sonlandırmak artık kadınlar nezdinde oldukça kolaydır. Güvenli doğum kontrol yöntemlerinin artış göstermesi ve kürtajın yasallaşması kadının sadece üreme makinası olarak görülmemesini, kadının da cinsel hayattan zevk alabileceği görüşünün yaygınlaşmasını sağlamıştır. Ancak yukarıda değinilen patriyarkanın özelden kamusala dönüşümü cinsellik alanında da geçerlidir. Kadın bedeni artık kocasının meta olarak kullandığı bir cisim olarak görülmekten çıkarak endüstri alanında kapitalizmin meta olarak kullandığı cisimlere dönüşmüştür. Pornografi artık başlı başına bir sektör olarak yaygınlaşmaktadır ve bu sektörde vurgu kadın bedeninedir. Genç bekar kadınların fahişe ya da azize olma tezatları hâlâ devam etmektedir. Patriyarkal sistemden beslenen heteroseksüellik kadını hâlâ erkeğin cinsel oyuncağı olarak tanımlamaya devam ederken patriyarkayı da beslemeye devam etmektedir. Ancak kadının kürtaj hakkı, çocuk doğurup doğurmaması, kaç çocuk doğurması gerektiğine yönelik yasal düzenlemeler ve devlet kontrolünde varlığını devam ettirilen genelevler cinselliğe yönelik denetimin özel alandan kamusal alana yaygınlığının ispatı olarak göze çarpmaktadır.

Şiddet

Walby (2016) kadınlara yönelik erkek şiddetini; tecavüz, cinsel saldırı, koca dayağı, işyerinde cinsel taciz ve çocukların cinsel istismarını kapsayan geniş bir perspektiften ele alır. Ona göre, kadınlara yönelik erkek şiddetini açıklamaya çalışan üç temel yaklaşım; liberalizm, sınıf analizler ve radikal feminizmdir. Liberalizm şiddeti az sayıdaki erkeğin psikolojik dengesizliği olarak ifade etmeye çalışır. Ancak erkek şiddeti sadece birkaç erkeğin psikolojik problemi olarak sunulup meşrulaştırılacak bir durum değildir. Bu açıklama patriyarkayı güçlendirmekten başka bir işe yaramamaktadır. Sınıf analizleri şiddeti, sınıflı toplumlarda ezilen erkeklerin gerilimi bağlamında açıklamaktadır. Sınıflı toplumda en aşağıda bulunan erkek içinde bulunduğu gerilim kaynaklı olarak kadına şiddet uygulamaktadır. Bu görüş şiddeti açıklarken psikolojiden ayrıştırarak toplumsal faktörlere değinmesi noktasıyla önemli sayılabilecek görüşler sunsa da tek başına yeterli ve geçerli değildir. Örneğin, üst sınıflarda ortaya çıkan kadın şiddetini açıklamak konusunda yetersiz kalmaktadır. Radikal feminizm ise şiddeti toplumdaki patriyarkal sistemin bir sonucu olarak ele alır. Bu yaklaşıma göre hem şiddet hem de cinsellik toplumsal olarak şekillenmektedir. Erkekler daha aktif ve saldırgan yetiştirildikleri için tartışma ortamlarını sonlandırmak için şiddette başvurmaktadırlar. Bu üç görüş şiddetin sebeplerini çeşitli şekillerde ifade etmektedir. Ancak üzerinde durulması gereken önemli nokta kadına yönelik şiddetin patriyarkayı güçlendirdiği ve erkeğin kadına yönelik tahakkümünü arttırmaya hizmet etmesidir. Bu sebeple bu şiddetin nasıl ortadan kaldırılması gerektiği görüşleri üzerinde durulması gereken noktadır. Günümüz modern toplumlarında sosyal devlet anlayışı perspektifinden bakıldığında kadına yönelik şiddetle ilgili noktalarda devletin daha aktif olması gerektiği görülecektir. Kadınlara yönelik şiddet ve türleriyle ilgili daha caydırıcı ve kapsamlı cezalar olması gerekmektedir. Bu noktadan bakıldığında aile içi kadına şiddet artık kamusal alanı da kapsamakta; sadece kadını ve kocasını değil yaşanılan toplumdaki her bir üyenin de ilgi alanına girmekte ve sadece kişisel olarak değil devlet desteğiyle de baş edilmesi gereken kamusal bir noktayı işaret etmektedir.

Devlet

Yukarıda Walby’in ifade ettiği patriyarkayı güçlendirdiği düşünülen beş yaklaşımın hepsinde devletin etkisi açık veya gizli olarak kendini göstermektedir. Devletler patriyarkal sistemi uyguladıkları yasalar ve uygulamalarıyla her dönemde pekiştirmeye devam etmektedirler. Kadın hareketi sonucunda elde edilen birçok hak devletin yasal düzenlemeleriyle düzenlenmiştir. Ancak patriyarka hâlâ birçok anlamda varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir, ancak kadının toplumsal düzen içerisindeki dezavantajlı konumu iyileştirilmediği için mecliste kadın sayısı hâlâ oldukça azdır. Kadın emeği ve ucuz işgücü sadece özel sektörde değil, kamu işlerinde de gözlenmektedir. Geçmişe nazaran kadınlara tanınan süt izni, doğum izni, kreş sistemi gibi uygulamalar kadınların çalışma hayatındaki dezavantajlı konumlarını bir parça da olsa iyileşirmiştir; ancak yeterli değildir. Çocuk yetiştirmeyi sadece kadının görevi olarak gören devlet geleneği bu bakış açısını değiştirmediği sürece kadının dezavantajlı konumunun değişmesi kolay olmayacaktır. Erkek şiddetini yasal düzenlemelerle önlemeye yönelik girişimler arttırılmadığı sürece erkek şiddeti sadece özel alandaki değişimlerle sonlanmayacaktır. Ayrıca devlet artık uyguladığı yasalarla kişisel alanın bir parçası sayılan cinselliğe de müdahale etmektedir. Doğum kontrol yöntemleri devlet geleneği ve kapitalist sistemle doğru orantılı olarak değişmekte ve gelişmektedir. Kürtajla ilgili yasalar, kadınların çocuk sahibi olup olmama kararında devletin etkisini göstermektedir.

Sonuç Yerine

Patriyarka bir diğer tanımıyla ataerkillik erkeğin kadın üzerindeki tahakkümü olarak ele alınmıştır. Ancak patriyarka açıklanırken yalnızca cinsiyet temelli bir tahakküm ve güç ilişkisinden söz etmek tanımı eksik kılacaktır. Bu sebeple patriyarkal sistemin aslında çok daha geniş bir sisteme işaret ettiği gözden kaçırılmamalıdır. Bu anlamda ekonomik olarak üst sosyoekonomik sınıfın alt sosyoekonomik sınıf üzerindeki tahakkümü ile, beyaz ırkın siyah ırk üzerindeki tahakkümü de bu sistemin bir parçasıdır. Ayrıca hemcinsler arasındaki ilişkilere bakıldığında özel olarak doğu toplumlarında görülen gelin-kaynana ilişkileri de meselenin sadece cinsiyet meselesi olmadığını anlamamız açısından önemli örneklerdir. Bu sebeple üzerinde durulması gereken sistemsel olarak ‘erk’ olanın tahakküm gücünün nasıl ortadan kaldırılacağı olmalıdır.

Sylvia Walby, Patriyarka Kuramı kitabında patriyarkayı çok geniş şekilde tanımlamış ve patriyarkayı besleyen altı yapı olduğunu ifade etmiştir. Bunlar; ücretli emek, ev işi, cinsellik, kültür, şiddet ve devlettir. Bunlar arasındaki iç ilişkiler sonucunda farklı patriyarka türlerinin ortaya çıktığını öne sürmüştür. Yukarıda bu altı nokta tek tek açıklanmaya çalışılmış ve toplumsal yansımaları örneklerle ifade edilmiştir. Walby, ayrıca patriyarkal sistemin biçim değiştirerek varlığını devam ettirdiğini, özel alandaki sistemin kamusal alana kaydığını ifade etmiştir. Bu anlamda patriyarkal sisteme çok yeni ve haklı bir eleştiri getirdiği söylenebilir. Kadınların çeşitli alanlarda elde ettiği haklar, yasal düzenlemeler, emek ve üretime yönelik iyileşmeler patriyarkanın bittiğini düşündürtebilir. Ancak yukarıdaki örneklerde de görüldüğü üzere patriyarka biçim değiştirmiştir. Walby’nin (2019) ifadeleriyle “Kadınlar artık aile ocağıyla kısıtlanmıyor; içinde gezinebilecekleri ve sömürülebilecekleri kocaman bir toplum var.”

Yararlanılan Kaynaklar

Ataerkil, (b.t.). Türk dil kurumu sözlükleri. (Erişim Tarihi: 05.07.2020)  https://bit.ly/2Z2r0EZ

İktidar, (b.t.). Türk dil kurumu sözlükleri. (Erişim Tarihi: 05.07.2020). https://bit.ly/3dZPjaE

Millett, K. (2018). Cinsel politika. (Selvi, S., Çev.). İstanbul: Payel Yayınevi. (Orijinal çalışma basım tarihi 2011).

Özyer, H. (2016). Toplumsal cinsiyet ve cinsiyet rolleri bağlamında anaerki (matriyarki)’nin politik olması. (Erişim Tarihi: 05.07.2020). https://bit.ly/2Atd5y2

Stone, A. (2016). Feminist felsefeye giriş. (Cingöz Y. ve Tanrısever E., Çev.). İstanbul: Otonom Yayıncılık. (Orijinal çalışma basım tarihi 2007).

Walby, S. (2016). Patriyarka kuramı. (Osmanağaoğlu, H., Çev.). Ankara: Dipnot Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1997).

Comments are closed.