Militarizmde Kadın ve Erkek Rollerine Bir Bakış


Hüseyin Kurt
Psikolog

 

Militarizm, Fransızcadan gelen, siyasi çağrışımlı bir kelimedir. Kelimenin tam Türkçe karşılığı orduculuk ya da asker merkezcilik olarak kullanılmaktadır. Militarizm, silahlı kuvvetlerin gücünün bir ülkedeki sivil ve siyasi yaşam üzerinde önemli bir rol oynaması gerektiğini savunan düşünce yapısıdır.

Toplumun algısındaki cinsiyet rollerinin oluşmasında militarizmin önemli bir rolü vardır. Özellikle ataerkil toplumlarda militarizmin ordudan çıkıp topluma yayılması ve görünür olması daha kolaydır. Askerlikte alınan eğitimlerin erkekliğin harekete geçmesine nasıl hizmet ettiği bilinmektedir, birçok asker orduda öğrenmiş / pekiştirmiş olduğu şiddet pratiklerini ordu sonrasında toplumsal yaşamında da özellikle kadına yönelik kullanabilmektedir.

Yakın tarihteki modern ordularda kadınlar orduda aktif görev almalarına rağmen militarizm temel olarak erkek değerler üzerine kuruludur. Kadınların orduya alınmaları veya önemli görevlerde yer almaları çoğu zaman savaş dönemlerinde olmuştur. Yani, görev yapacak erkek asker kalmadığı için kadınlara yer açmak gerekmiştir. Örneğin, İngiltere ve ABD İkinci Dünya Savaşı sırasında erkekler cepheye gittiği için silah fabrikalarına kadınları almıştır. Bu, militarist dünyada kadının yerinin ancak zoraki olduğu anlamına gelmektedir.

Devletlerde savaşacak kişiler erkeklerden seçilir ve kadınlar askerliğin arka planında görev alırlar. Askerlerin kadınlar yerine erkek olmasının sebebi, erkeklerin biyolojik yapıları gereği sert ve güçlü olduklarına dair inançla yakından ilişkilidir. Aynı gerekçeyle askere kadınların alınmama sebebi ise onların; kırılgan, zayıf ve güçsüz olduklarına dair inançtan kaynaklanmaktadır. Bu yüzden erkeklerin askerliği reddetmesi sadece askerliğin reddi anlamına gelmemektedir; aynı zamanda sert, güçlü, cesur, koruyucu, yiğit ve heteroseksüel olmayı reddetmeleri anlamına da gelmektedir. Ulus-devletlerin kurucu unsurları arasında yer alan askere gitmek ve savaşmak, erkekler için erkekliklerini ispatlamaları ve kadına göre yüksek statü kazanmaları için önemli görülmektedir. Pek çok erkek bu konularda aşağılanma yaşamamak ve sahip olduğu avantajlı statüsünü kaybetmemek için askerliğe gidebilmektedir.

Ulus-devletlerin coğrafi sınırları, cinsiyetleştirilip kadın bedenine benzetilir. Vatan, ülke dişileşir ve buna karşılık siyasi egemenlik erkeksileşir. Bu söylem yabancı düşman işgaline karşı erkeğin vatanını koruması gerektiği noktasında onu motive etmiştir. Erkeğin vatanını koruması demek namusunu, eşini, annesini, kız kardeşini koruması anlamına gelir. Bu düşünce ve yaklaşım erkeğin kendisini kadın bedeni üzerinde söz sahibi olarak görmesinin önünü açmaktadır. Erkekler, kutsal olarak görülen askerliğe giderek ulus-devletin kurulumu ve korunmasında aktif rol oynarlar ve böylece kadınlara göre avantajlı duruma geçerler. Son kertede devletin korunmasında kadınlar göz ardı edilir ve devletin asıl koruyucuları, sahipleri erkekler olurlar. Bunun sonucunda militarizm devlet yapısı erkek egemenliğin değerlerinden oluşan bir sistem hâline gelir.

Militarizmin inşasında erkekleri savaşmaya ve askere gitmeye ikna etmek kadar, bu durumu çocuklarını savaşa gönderen kadına da kabul ettirmek kolay olmamıştır. Ulus-devletlerde kadının en önemli görevi savaşçı erkekler doğurmak ve savaşacak erkekleri desteklemektir. Şüphesiz savaşçı erkekleri destekleyen ideal bir kadın inşası olmadan bu eril sistem başarılı olamazdı. Erkekler askere gidip aktif olarak savaşırken kadınlar arka planda erkeklere yardım eden ya da geride bekleyen anne, kardeş, eş olarak kalırlar. Geride bekleyen bu kadınların rollerini kabul etmeleri kolay olmamıştır. Ulus-devletler bu durumu çözmek için kadınlar içinde “şehit annesi”, “kutsal anneler” gibi söylemler üretmiştir. Dezavantajlı olan kadın; şehit annesi, yiğit asker annesi rolüyle avantajlı duruma geçmiştir. Birçok modern devlet idealleştirilen bu kadını ödüllendirmiştir. Örneğin, Almanya’da 1926 yılında özel yetenekli üstün cesaret örneği gösteren asker annelerinin çift oy kullanması teklif edilmiştir. Türkiye’de Genelkurmay Başkanı 18 Mart Anmalarında şehit annelerinden bu ülkenin gerçek sahipleri olarak bahşetmiş ve deyim yerindeyse kadını kutsamıştır. Bu şekilde kadın ikinci kez kutsanmış oluyor: Birincisi Tanrı, ikincisi devlet tarafından. Bir başka örnek olarak, İtalya’da İkinci Dünya Savaşı öncesinde zayıf ve çocuk doğurmayan kadınlar kötü; kilolu, büyük memeli ve doğurganlık özelliği olan kadınlar ise kutsanmış ve ideal kadın olarak sunulmuştur.

Militarist sistemde kadınlar, savaşa gidecek erkekleri doğuran, savaşa gitmeye cesaretlendiren anne, eş, sevgili gibi rollerinin yanı sıra ordu içinde arka planda örneğin, hizmet işlerinde de çalışırlar. Yaralıları tedavi eden hemşire, askerlerin ihtiyaçlarını karşılayan hizmetli ya da kimi zaman askerlerin arzularını karşılayan fahişelerdir. İkinci Dünya Savaşı’nda Çin’de savaşan Japon askerlerin cinsel ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için “comfort women’’ diye adlandırılan kadınlar fuhşa zorlanmıştır. ABD ordusunda görev yapan kadın askerler sıklıkla erkek askerlerin cinsel saldırılarına maruz kalmışlardır. Militarist yapıda pek çok role sahip kadın için şüphesiz ki bu roller içinde en önemlisi anneliktir. Çünkü erkekleri savaşmaya ikna eden en önemli kadın, anne rolüne sahip kadındır. Bu yüzden militarizm yapılarda annelik rolü sürekli beslenmiş, kadına en uygun rolün annelik olduğunu her fırsatta ve en üst mercilerce dillendirilmiştir; dahası bu rol takdir edilmiş ve ödüllendirilmiştir.

Militarist yapının güçlü olduğu, sistem tarafından beslendiği toplumlarda kadın ve erkek rol dağılımlarındaki militarist etkileri net bir şekilde görmek mümkündür. Militarizm bir toplumda eril iktidarların yürüttüğü politikalar erkekliğin güçlenmesine ve toplumsal cinsiyet normlarının yeniden erkek lehine üretilmesine hizmet etmektedir. Bu politikalar kadını, sadece anne, eş olarak, dezavantajlı ve dar bir alanda sınırlandırmaktadır. Üretilmiş bu kadın-erkek rolleri, toplumun yarısını (kadınları) toplumun diğer yarısına karşı dezavantajlı bir duruma sokmaktadır. Hatta heteroseksüel olmayan erkekleri de bu dezavantajlı gruba dâhil etmek yanlış olmaz, çünkü bu erkeklerin militarizmin idealleştirdiği erkeklik profiline uymadığı düşünülür. İktidarın ve gücün asıl sahipleri olduklarına inanan erkekler; kadınlara ve erkek olmayan erkeklere karşı güç ve şiddet kullanma hakkına sahip olduğuna inanır. V. Spike Peterson’un belirttiği gibi, ötekini aşağılayıcı bir biçimde tanımlamak “onlara” karşı kullanılan şiddeti haklı gösterir, ötekini yok ederek aslında kendini yeniden yaratır. Sistem tarafından beslenen, desteklenen bu militarist yapı, cinsiyet temelli sorunları çözmek bir yana dursun bu sorunların kökleşmesine ve derin toplumsal travmaların oluşmasına neden olmaya devam ediyor.

Yararlanılan Kaynaklar

Akgül, Ç. (2011). Militarizmin cinsiyetçi suretleri: Devlet, ordu ve toplumsal cinsiyet (1. Baskı). İstanbul: Dipnot Yayınları.

Değirmencioğlu, S. M. (2014). “Öl dediler öldüm”: Türkiye’de şehitlik mitleri (1. Baskı). İstanbul: İletişim Yayıncıları.

Etkin, B. D. (2017, 5 Nisan). Daha fazla kadın, daha az militarizm. Vicdani Red Derneği. https://bit.ly/2Aa51lI

Sayılan, F. (b.t.). Militarizm ve cinsiyetçilik. Şiddetsizlik. https://bit.ly/3eFo5Hr

Comments are closed.