Kadına Yönelik Şiddette Bir Sapma: Şerife(ler)


Gözde Ataş
Uzman Psikolog

 

Şiddet kelimesinde ş, i, d, e, t harfleri bulunur, kim der ki bu kelime 5 harflidir? Sadece, 2020 Ocak ayında 21, Şubat ayında 20, Mart ayında 24 kadın erkek şiddetinden öldürüldü (Bianet, 2020). Kim der ki sayılar, şiddetten ölen bir kadının travmatik öykülerini anlatabilir? Şiddete maruz kalan bir kadında yüzlerce travmatik anı iç içe geçmiştir.

Kadına yönelik şiddeti önlemeye ilişkin çalışmaların işlevsel tablosu her ay basın organlarında sunulan verilerle gözler önüne serilmektedir. En basit şekilde anlatmak gerekirse bu verileri elde etmek için kurumlarda formlar üzerine formlar, on farklı yerde on farklı biçimde tutulur. Sayılar, bulgular havalarda uçuşur. Şiddete maruz kalmış kadının başvurduğu emniyet, adliye, hastane, sosyal hizmet kurumlarındaki bilirkişiler görev alanındaki bilirliği kadarıyla yardımcı olmaktadır. Mevzu bilirkişinin bilirliğini ve eylemliğini aşan bir aşamaya gelince kadın diğer kurumun bilirkişisine yönlendirilir. Yani, bir bilen çıkmayana kadar büyük bir duyarlılıkla bir kurumdan diğerine yönlendirilir. Kadının karşısına çıkanlar sorumluluğu kadar sorumludur, kadınsa o kadar yorulmuştur ki bilinmezliğe kadar vardığında kimseye bir soru soramayacak, yaşadıklarını anlatamayacak hâle geliverir.

Kurumlara başvuru süreci şöyle işlemektedir: Kadın önce Emniyet Müdürlüğü veya 183 şiddet hattından yardım istemiş, adli kayıt tutanağı ve tıbbi müdahale için bir devlet hastanesinin acil servisine, sonra tekrar emniyete, belki savcılığa ve oradan da sosyal hizmetler gibi kurumlara başvurmuş ve en sonunda koruma altına alınmıştır. Bir artırılıp bir azaltılan cezalara, aflara rağmen cezasını çeken şiddet eğilimli erkek, en iyi ve belki bir ihtimalle öfkesini, saldırganlık eğilimini kontrol etmeyi öğrenerek dönmüştür. Yine de böyle bir durumda bile yaşananların hiçbir iz bırakmadan silinmesini beklemek, şiddetin döngüselliğini, nesilden nesile aktarımını; psikolojik, ekonomik, cinsel yönüyle de sürdüreceğini düşünmemek yanlış olacaktır. Sonuç olarak kadın en kötü ihtimalle öldürülmemiş ve en iyi ihtimalle yaşamaya devam ediyorsa, erkeğin döngüselleşen şiddet eylemi kadar kadının şiddetten korunma çabası da döngüsel bir hâl almıştır.

Tüm bu zorlukların karşısında bilinen bir gerçek var ki, o kadın dünyaya gelmeyi başarmış, yaşına yaş katmak için mücadele vermiş her insan gibi güçlü bir organizmadır. Her şiddet olayında dahi aldığı bir sorumluluğu vardır. Komşu ne der, ailem ne der, çocuğum ne yapar sorularının hepsini saniyeler içinde düşünme kapasitesine sahiptir. Vahşi doğada sadece kaçmayı tercih etmemektedir. Mücadele etmeyi henüz kendine kadın denmekten kaçınıldığı, yalnızca çocuk olarak anıldığı yıllardan bilmektedir. Oyunlarında saklanmayı, kovalamayı, duvarların üstünden atlamayı ve taş atmayı tecrübe etmiştir. Yok olmamak, yok etmemek, yaşamak, yaşatmak için mücadele etmeye devam edecektir.

İşte bu kadınlardan bazılarının adı Şerife’dir. Bu yazıdaki Şerife küçük bir ilçede yaşamaktadır. Her ay en az bir kez şiddet sonrası muayene sebebiyle acile başvuran ve her tıbbi müdahale sonrası polise şikâyette bulunan yılmaz kadınlardandır. Kararlı, cesaretli ve sabırlıdır. Her şiddet sonrasında mutlaka bir yöntem dener. Kimi zaman muhtara, jandarmaya kimi zaman aileden birilerine anlatır derdini. Şiddete maruz kalan binlerce kadın gibi bu durumla başa çıkmak için her zaman bir başka yöntemi daha vardır. Polis karakolundan savcılığa, savcılıktan sosyal hizmetlere, bir sığınma evine, bir şehirden diğerine gider. Bir gün Şerife’nin gittiği hastanelerin birinde istatistik raporları birbirine girmiştir. Bir kişi adına aynı işlemin birden fazla kaydı tutulduğu görülmüştür. Kayıtlara göre Şerife ismiyle şiddet kelimesi arasında patolojik bir ilişki olduğu fark edilmiştir. Çalışanlar hemen birlik olup bu tuhaf durumu çözmeye karar verirler. Şerifeler gelir gider, oğullar, kocalar bulunur, sonunda acil servisin müdavimi olan Şerife adına olağan dışı giriş işlemleri yapılmamış, aylık istatistiklerde karışıklık olmadığı görülmüştür. Anlaşılmıştır ki, yetmişine varmamış Şerife teyze ve on sekizine varmamış gelini Şerifecik değişken zamanlı ve değişken oranlı fiziksel şiddete maruz kalmaktadırlar. Böylece verilerde bir sorun çıkmamış, tüm çalışanlar bir sonraki aya, Şerifeler ise erkeğin evden uzaklaştırma cezası sonlanana kadar rahat bir nefes almıştır.

Bahsedilen öyküdeki Şerife, yaşanmış bir olaydan aktarılmış olmakla birlikte isimler değiştirilmiştir. Yetişilemeyen, kayda geçilemeyen şiddet olaylarında coğrafi bölgelerin, şehirlerin belirgin bir fark yaratmadığı düşünülmekle birlikte öykünün geçtiği ve araştırmanın yapıldığı ilçe Karadeniz Ereğli’dir. Şiddet sonrası başvuruların, kimi kadınlarda gözlenen ruhsal problemlerin öyküsünde fiziksel, cinsel, ruhsal, ekonomik şiddet yaşantısının, kimi kız çocuklarında davranış değişiklikleri, akademik başarısızlık temelli başvuruların takibi sonrası aktarılan ve hemen ardından ihbarı yapılan cinsel istismar yaşantılarının gözlenmesiyle hastanede bir araştırma yapılmıştır. Kadınlarda gözlenen durumlar şu şekilde aktarılmıştır (Ataş, 2015):

  • Maruz kaldıkları şiddete dair nedensel atıflarını, baş etme yollarını değerlendirmek üzere gelen kadınların izniyle açık uçlu sorularla görüşme yapılmış ve görülmüştür ki; fiziksel şiddet sebebiyle görüşülen kadınlar, yaşadıkları şiddetin nedenini sıklıkla erkeğin mizacına yönelik sorunlar olarak ifade etmektedirler. İkinci sırada ise kayınvalide, kayınpeder gibi akrabalarla ilişkili sorunları şiddetin nedeni olarak ifade etmektedirler. Daha az sıklıkla, beraber olduğu erkeğin kendisini aldattığına dair şüphe veya öyle bir durum üzerine çıkan tartışmalar şiddetin nedeni olarak ifade edilmektedir. Aynı oranda da kadının aldatmasına dair şüpheler ve “namussuzluk” kategorisine sığdırılmış birtakım “kadına yakışmayan” davranışlarda bulunmalarına dair tartışmalar da şiddetin nedeni olarak ifade edilmiştir. Nedenleri sırasıyla ekonomik sorunlar ve alkol kötüye kullanımı takip etmektedir.
  • Aktarımlarına göre namusa uygun davranmadığı üzerinden çıkan tartışmalarda kadınların yaşadıkları şiddeti kimseye anlatmadıkları, genelde depresyon ile süren bir yaşantı içinde kaldıkları anlaşılmaktadır.
  • Erkeğin mizacını, erkeğin ailesi-akrabalarını, erkeğin alkol kullanımını, erkeğin aldatılıyor olduğuna dair şüphelerini, kadının aldatılıyor olduğuna dair şüphelerini, ekonomik sorunları şiddetin nedeni olarak atfeden kadınların şiddetle başa çıkma yollarına bakılmıştır. Görülmüştür ki kadınlar ilk fiziksel şiddet yaşantısı sonrasında kurumsal destek aramak yerine yaşananları kabullenmeye çalışmakta veya sosyal destek aramayı tercih etmektedirler. Şiddet devam ettikçe, şiddet ortamında yaşayan çocuklarının fiziksel ve ruhsal sağlıkları üzerine endişeleri arttıkça başa çıkma yöntemi geliştirmeye ve kurumsal desteğe yönelmektedirler.
  • Kadının ekonomik özgürlüğü ve sağlık güvencesi şiddetle baş etmedeki yöntem tercihlerinde önemli bir faktördür. Sağlık, beslenme gibi yaşamda kalmaya dair erkeğe bağımlı olan kadınlar, herhangi bir destek aramak yerine daha fazla sessiz kalmayı tercih etmektedirler.
  • Kronik travma sonrası stres belirtileri fiziksel şiddet gören kadınların yarısında gözlenmiştir ve yaklaşık 10 kadından 8’i herhangi bir sebeple doktora başvurduğunda kendisine şiddet yaşantısı olup olmadığını sormasını istemektedir.

Sonuç olarak kadına yönelik şiddet yalnızca fiziksel bir iz bıraktığında müdahale edilmesi gereken bir durum değildir. Şiddet süreğenleşmediğinde, kadın mağdur olarak toplumda kabul görüleceği bir şiddet nedeni bulamadığında kurumsal olarak destek aramayı pek de tercih etmemektedir. Bu sebeple özellikle sağlık kurumları gizli kalmış, cinsiyete dayalı şiddet yaşantılarıyla baş etme, mücadele yollarında öncü kurumlar olabilir.

Akademik literatürde ağrı, sindirim sistemi rahatsızlıkları, cilt problemleri gibi bedensel yakınmaları olan bireylerin travmatik yaşantılarıyla ilişkisini inceleyen birçok araştırma mevcut. Koruyucu sağlık anlayışı ile bakılırsa polikliniklerde kadına yönelik şiddete dair, travma odaklı bir yaklaşımın sorunun gerçek sonuçlarını daha fazla gözler önüne sereceği düşünülmektedir. Denilebilir ki, kadına yönelik şiddet, bir halk sağlığı sorunudur.

Yararlanılan Kaynaklar

Ataş, G. (2015). Şiddete maruz kalan kadınlarda psikolojik dayanıklılık ve başa çıkma yollarına yönelik nitel ve nicel değerlendirme (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi). Kocaeli Üniversitesi, Kocaeli.

Bianet Şiddet, Taciz, Tecavüz Çetelesi Tutuyor. (2020, 22 Haziran). Bianet, https://bit.ly/2WuWp1

Comments are closed.