Toplumsal Cinsiyet Her Zaman İkili mi Olmuştur?


Çeviri

 

Karen L. Blair
Dr. Öğr. Üyesi

Çeviren: Ecem Selen
Psikoloji Böl. Öğr.

 

Toplumsal cinsiyet tarihsel olarak aslında daha akıcı bir tavırda incelenmiştir.

Erkeklerin basmakalıp erkeksi davranışlara ve ilgilere ne kadar uyduğu ve kadınların basmakalıp kadınsı davranışlara ve ilgilere ne kadar uyduğu toplumsal cinsiyet uygunluğu olarak tanımlanabilir. Bireyler beklenen toplumsal cinsiyet rollerinden uzaklaştıklarında -veyahut da toplumsal cinsiyetleriyle uyumsuz şekillerde davrandıklarında- bu konuya ilişkin olumsuz görüşler erkeklere ve kadınlara eşit olarak paylaştırılmamış olsa da olumsuz değerlendirilme eğilimindedirler. Örneğin, kadınsı niteliklere veya ilgi alanlarına sahip erkekler genellikle erkeksi ilgi alanlarına veya niteliklere sahip kadınlardan çok daha katı bir şekilde değerlendirilir. Bir kişinin erkekliği benimsemesi ya da terk etmesinin sonucunda toplumun bu toplumsal cinsiyet uyumsuzluğuna nasıl tepki verdiğini görmek için erkek fatma ve muhallebi çocuğu gibi kavramlardan farklı çağrışımlara bakmaya gerek yoktur.

Toplumsal cinsiyet uyumsuzluğu kavramı, toplumsal cinsiyet ikiliği olarak bilinen bir kavram üzerine kurulmuştur.

İkili toplumsal cinsiyet, toplumsal cinsiyetin iki belirgin (erkekler ve kadınlar) nitelikten geldiği görüşüne işaret eder; buna göre erkekler erkeksi, kadınlar kadınsı- ve en önemlisi erkekler erkek / eril cinsiyetinden, kadınlar kadın / dişil cinsiyetinden oluşmaktadır. Çevremizdeki şeylerin çoğu, satın aldığımız kıyafetler, berberler, kuaförler, erkekler tuvaleti, kadınlar tuvaleti gibi örnekler cinsiyet ve toplumsal cinsiyetle ilgili bu ikili anlayışa dayanmaktadır. Hatta, yeni ebeveynlerin gelecekteki çocukları hakkında en çok öğrendikleri ilk şeylerden biri, minik küçük üreme organlarının ultrason görüntüsüne dayanan cinsiyetleridir. Bu noktadan itibaren, bir ebeveynin çocuğunun büyüyünce kim olacağı fikri, evdeki bebek odasının rengiyle, satın alınan kıyafet türleriyle ve elbette potansiyel bebek isimlerinin listesiyle önemli ölçüde cinsiyetleri çerçevesinde şekillenir. Cinsiyete dayalı beklentilerimiz burada bitmiyor. Bir bebeğin erkek olduğunu öğrendiğimizde; onu güçlü, sert veya yakışıklı olarak tanımlamamız daha muhtemelken, kız çocuklarını ise tatlı, kibar ve nazik olarak göreceğiz.

İkili toplumsal cinsiyet, toplumumuzda öylesine yaygın ve kabul görmüş bir kavram ki; bir şeyi veya birini bir kalıba oturtamadığımızda keyfimizi kaçırma eğiliminde oluyoruz. Öyle ki bu ikili cinsiyeti evcil hayvanlarımıza kadar genişlettik. İnsanlar yakışıklı oğlumuzu dişi bir köpek sanırsa bozuluyor ve “Ooh ne kadar tatlı bir köpekçik! Nedir bu güzel kızın adı?” sorusuna “Oğlumuzun adı Buddy!” cevabımızı vurgulayarak ileri geri konuşan yabancıyı düzeltiyoruz. Tüm bunlardan kastedilen erkek veya dişi köpek diye bir şey olmadığı değil, bundan ziyade; bir kişinin (veya bir köpeğin) cinsiyetini doğru şekilde algılayışımızdaki kültürel ablukayı vurgulamak ve bu bilgiyi karşılaştığımız insan veya köpeği anlamaya yarayacak kapsamlı bir araç olarak kullanmaktır.

İkili toplumsal cinsiyet kavramı toplumumuza ve toplumsal geleneklerimize iyiden iyiye oturmuşken, aslında cinsiyetin tamamen siyah ya da beyaz olarak görülemeyecek uzun bir geçmişi söz konusudur. Gerçekten de dünyadaki pek çok yerli kültür, Batı toplumsal cinsiyet teorileriyle karşılaşmadan önce toplumsal cinsiyet hakkında daha akıcı ve dinamik bir anlayışa sahipti. Batı kültürlerinde bile, bir toplumsal cinsiyetle ya da diğeriyle ilişkilendirilen özellikler, tarih boyunca o kadar çok şerit değiştirdi ki, şu an, geçmişte erkekler ve oğlanların olan; topukluların, perukların, makyajın ve pembe rengin sadece kadınlar ve kızlar için olduğunu tartışabiliyor olmamız ne kadar şaşırtıcı.

Bu nedenle, ikili olmayan toplumsal cinsiyet anlayışı ve toplumsal cinsiyete uymayan davranışların kabulü hakkında tartışmalar günlük sohbetimize eklenen basit konular gibi görünse de, belki de, kolektif geçmişimizde bizi, katı bir şekilde tanımlanmış ikili cinsiyet rollerinden daha çok, daha çeşitli bir cinsiyet anlayışına yönlendirecek şeyler vardır.  

Transseksüel ve ikili olmayan bireyleri ve onların haklarını tartışırken bu konular sık sık gündeme gelse de toplumsal cinsiyete ilişkin ikili bakış açısını parçalama anlayışı aslında herkese uygulanabilir. Örneğin, kendini yöndeş cinsiyetle[1] (cinsiyet kimliği ve ifadesi doğumla gelen cinsiyetle aynı olan kişi), transseksüel olarak (cinsiyet kimliği ve / veya ifadesi doğumla gelen cinsiyetten farklı olan kişi), ikili olmayan (cinsiyetini kadın ve erkeklerin ikili dosyalarına göre tanımlamamış olan biri) ya da toplumsal cinsiyetsiz[2] (bir toplumsal cinsiyet içermeyen olarak tanımlayan biri) olarak tanımlayıp tanımlamadığınıza bu bakış açısı uygulanabilir. Daha açık ve akıcı bir toplumsal cinsiyet anlayışı benimsemek, transseksüel, ikili ve toplumsal cinsiyetsiz bireyleri kabul etmeyi kesinlikle kolaylaştırır, ayrıca bu, daha önceden tahsis edilen nitelikleri sahiplenen, ifade eden ya da arzu eden bir kimseyi daha kolay kabul etmeyi de sağlar.

Bundan sonraki birkaç yayınımda, bireyin cinsiyet uyumsuzluğu içeren davranışlarının, birey trans veya trans değilken aşağı yukarı ne kadar tehdit unsuru oluşturduğu hakkındaki bir çalışmayı da içeren, ikili cinsiyet ile alakalı yakın zamandaki bir araştırmayı ve dünya genelindeki trans ve uyumsuz cinsiyetli bireylerin tecrübelerini araştıran, yakın zamandaki bir sempozyumu araştırıyor olacağım.

Kaynaklar

Aznar, A., & Tenenbaum, H. R. (2015). Gender and age differences in parent–child emotion talk. British Journal of Developmental Psychology, 33(1), 148-155.

Hoskin, R. A. (2017). Femme theory: Refocusing the intersectional lens. Atlantis: Critical Studies in Gender, Culture & Social Justice, 38(1), 95-109.

Lindgren, C. (2010). Pink brain blue brain: How small differences grow into troublesome gaps. Acta Paediatrica, 99(7), 1108-1108.

Nanda, S. (1986). The Hijras of India: Cultural and individual dimensions of an institutionalized third gender role. Journal of Homosexuality, 11(3-4), 35-54.

Sheppard, M., & Mayo Jr, J. B. (2013). The social construction of gender and sexuality: Learning from two spirit traditions. The Social Studies, 104(6), 259-270.

Vasey, P. L., & Bartlett, N. H. (2007). What can the Samoan “fa’afafine” teach us about the Western concept of gender identity disorder in childhood?. Perspectives in Biology and Medicine, 50(4), 481-490.

 

Yazının orijinal adı: Has Gender Always Been Binary?

Yazının alındığı internet sitesi: https://bit.ly/2NhbyjU

[1] İngilizce: Cisgender (ç.n.).

[2] İngilizce: Agender (ç.n.).

Comments are closed.