Kampüslerde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği için Harekete Geçmek


A. Aslı Şimşek
Dr. Öğr. Üyesi

 

Ülkemizde kadın-erkek eşitliği konusunda temel meselenin kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı sorunları olduğu görülmektedir. Bu bağlamda toplumsal cinsiyet eşitliğinin sadece şekli bir eşitlik anlayışına indirgendiği ve maddi eşitliğin geri plana atıldığı gözlemlenmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin yokluğundan kaynaklanan sorunlar kadının, bir insan olarak insan haklarından mahrum edilmesi anlamına gelmektedir. Buna karşın toplumsal cinsiyet eşitliğinin gerçekten hayata geçirilmesi için erkeklere göre dezavantajlı durumdaki kadınlara olumlu anlamda farklı muamelenin yapılması anlamına gelen maddi eşitliğin dikkate alınması gerekir. Maddi eşitlik çoğu kez dikkate alınmadığı için ayrımcılığa uğranılan hak kategorileri şöyle sıralanabilir: Kadının yaşam hakkı ve kendi bedeni üzerindeki hakları, kadının fiziki ve ruhsal varlığını koruması için başta ayrımcılık olmak üzere her türlü şiddet ile cinsel taciz ve saldırıya karşı hem kamusal hem de özel alanda hukuki ve eylemsel desteğe ilişkin hakları, kadınların eşit bireyler olarak başta çalışma ve eğitim hakkı olmak üzere tüm ekonomik ve sosyal haklarıdır.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve bu çerçevede sosyal adaletin sağlanmasında hem şekli hem de maddi eşitlik anlayışının yaşama geçirilmesi gerekmektedir. Bunun için hem hukuk metinlerinde iyileştirmeler yapılması hem de toplumsal cinsiyet politikalarının anaakımlaştırılarak her kademede icrai yetkilerle donatılmış olanlara (politika yapıcılar, uygulayıcılar, kolluk ve tüm adli makamlar dâhil) ilgili eğitimlerin verilmesi ve bu konuda bilinç yükseltme çalışmalarının yapılması gerekmektedir.

Bu kapsamda kadının toplum içindeki dezavantajlı konumuna neden olan ayrımcılıkların ortadan kaldırılabilmesi için gerekli hukuki önlemlerin alınmasına ve politikaların uygulanmasına ihtiyaç vardır. Böyle bir önleyici yaklaşımın hayat bulması için öncelikle kadınların toplumsal cinsiyet eşitliği, ayrımcılık yasağı ve hakları konusunda güçlenmesi zorunludur. Bu bağlamda temel güçlenme ve önleme politikalarının yerine getirilmesinde yöntem olarak feminizm benimsenmelidir. Feminizm kısaca cinsiyetçiliği, cinsiyetçi sömürüyü ve baskıyı sona erdirmeyi amaçlayan bir harekettir. Dolayısıyla feminizm, sistemin herkes tarafından ve herkes için cinsiyetçi dezavantajlar yaratabileceğine vurgu yapar. Feminist yöntemin genel amacı var olan ataerkil düzendeki cinsiyetçi yapıyı dezavantajlı grupların durumu eşitleninceye kadar dönüştürmektir.

Bu dönüşümün gerçekleşmesi için başta eğitim kurumlarının harekete geçmesi gerekmektedir. Çünkü eğitim kurumları çarpan etkisi olarak adlandırdığımız, topluma örnek olması gereken kamusal alanlar olmanın yanında bireyleri eğiterek bilinçlendirme ve toplumsal yaşamı bu sayede yönlendirme ve değiştirme gücüne sahiptir. İşte cinsiyet eşitliğinin eğitim kurumlarında yaşayabilmesi için son 20 yıldır “kadın dostu kampüs” çalışmaları gündemdedir. “Kadın dostu kampüs”ün amaçları şu şekilde sıralanabilir:

  • Karar alma süreçlerine toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesinin dâhil edilmesi için üniversitelerin kapasitelerinin artırılması,
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadının insan hakları alanında faaliyet gösteren üniversite birimlerinin kapasitelerinin geliştirilmesi,
  • Kampüs içinde kadınların yaşam kalitelerinin yükseltilmesi,
  • Üniversitelerde toplumsal cinsiyet eşitliği mekanizmalarının işleyişinin ve sürdürülebilirliğinin sağlanması.

Bu amaçlardan hareketle söylenebilir ki, kadın dostu kampüsün hedefi demokratik, eşitlikçi ve güvenli bir eğitim ortamının sağlanmasıdır. Bu çerçevede kadın dostu kampüs olabilmek için bir üniversitenin aşağıdaki şartları yerine getirmesi beklenmektedir:

  • Karar alma mekanizmalarına / süreçlerine kadınların etkin katılımının arttırılmasının sağlanması,
  • Toplumsal cinsiyete duyarlı stratejik plan ve bütçe hazırlama yaklaşımının geliştirilmesi,
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda kampüs içinde bilgilendirici çalışmalar yürütülmesi,
  • İdari ve akademik kadroda kadın-erkek istihdamının eşit düzeyde olmasının sağlanması,
  • Eşitlik birimleri / komisyonları oluşturulması, eşitlik eylem planlarının hazırlanması,
  • Toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmaları birimleri ile diğer birimlerin diyaloglarının geliştirilmesi,
  • Cinsiyet eşitliğinin anaakımlaştırılması için bilgi sistemi oluşturulması,
  • İdari ve akademik kadronun toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalığının arttırılması,
  • Kampüs içinde temel hizmetlerin (ulaşım, konut, güvenlik, spor, altyapı sistemleri vb.) kadınların ihtiyaçları göz önüne alınarak kaliteli ve kapsamlı hâle getirilmesi,
  • Hizmet sağlayıcılara (temizlik görevlileri, kantinlerde çalışan kasiyerler, aşçılar gibi hizmet personelleri) toplumsal cinsiyet duyarlılığı eğitimi verilmesi,
  • Kampüste doğabilecek şiddet eylemlerine karşı güvenliğin sağlanması, cinsel tacize ve saldırıya karşı birimlerin oluşturulması.

Peki neden “kadın dostu kampüs”lere veya “toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı üniversite”lere ihtiyacımız var? Gilligan, başkalarının ihtiyaçlarına duyarlı olma, ilişki ve bakım sorumluluğu dolayısıyla kadınların farklı sesle konuştuklarını / kendilerini ifade ettiklerini belirtir. Bu farklı sesin ise ataerkil düzende duyulması pek mümkün olmamaktadır. Her ne kadar üniversiteler akademik özgürlüklerin hayat bulduğu ortamlar olarak düşünülse de üniversiteler de ataerkil baskılardan muaf değildir. Hele ki üniversitelerin hiyerarşik akademik yapısı düşünüldüğünde…

Üniversite eğitimi de eril bakışı belirli oranda inşa etmektedir. Böyle bir eğitim sisteminde yetişen üniversite öğrencilerinin ne üniversite hayatında ne de meslek hayatlarında kadının farklı sesini duyması mümkün görünmektedir. Bu farklı ses, dört farklı biçimde karşımıza çıkar:

  • Eğitim programlarının içeriğinin toplumsal cinsiyet bakış açısıyla değerlendirilmemesi,
  • Üniversite öğrencisi kadınların sesi,
  • Fakültelerde çalışan kadın akademisyenlerin sesi
  • Toplumda kadın deneyimlerinin oluşturduğu ses.

Bu farklı sesin duyulabilmesi için herkesin söz hakkı olduğu eğitim ortamları tasarlamak üzerine düşünülmelidir. Böyle bir eğitim ortamına sahip sınıflarda / kampüste cinsiyetçi sözler / şakalar da dahil cinsiyetçi tutum ve davranışlara, kısaca cinsiyetçiliğe geçit verilmemesi gerekir. İşte bu farklı sesi duymayı öğretecek, bu farkındalığı kazandırarak toplumsal cinsiyet bakış açısını anaakımlaştıracak olan akademisyenlerdir, özellikle feminist akademisyenler. Çünkü feminist yöntem, sadece akademik araştırmalarda kullanılan bir bilimsel yönteme indirgenemez. Feminist yöntem, aynı zamanda dönüştürücü etkiye sahiptir; kuramın pratikte uygulanmasını kapsar. Benzer şekilde üniversite öğrencilerinin de hakkın öznesi olarak kadın dostu kampüs amaç ve şartları doğrultusunda üniversitelerinde harekete geçmeleri önem taşımaktadır.

Harekete geçmek için büyük kurumsal adımlar atılması düşünülebilir. Ancak böyle bir kurumsal yaklaşım söz konusu değilse bile bireysel çabaları kolektif bir harekete dönüştürmek mümkündür. Örneğin, başlangıç noktası olarak toplumsal cinsiyetin üniversite eğitiminde cinsiyetler arası ne gibi “biz” ve “öteki”ler ile hiyerarşiler oluşturduğunu anlamak belirlenebilir. Bu tartışma başlığı ders programlarına / ders izlencelerine eklenebilir veya öğrenci topluluklarının toplantı gündemi olabilir. Böyle bir farkındalık çalışması, toplumsal cinsiyet kaynaklı adaletsizlikleri ve ayrımcılığı görmemizi sağlayacaktır. Bu gibi çabalar aracılığıyla tarafsız olduğu izlenimini veren pek çok kuruma toplumsal cinsiyet gözlüğüyle bakılarak eril dili açığa çıkarılabilir. Böylece üniversite eğitiminin bir parçası olan eleştirel düşünme ve sorgulama mümkün olacaktır. Farklı sesin duyulması için atılan bu gibi küçük ama etkisi büyük adımlar, kampüslerde dayanışma ve demokrasi kültürünü de geliştirecektir.

Yararlanılan Kaynaklar

Gilligan, C. (1993). In a different voice. The U.S.: Harvard University Press.

Gül, İ. I. ve Karan, U. (2011). Ayrımcılık yasağı: Kavram, hukuk, izleme ve belgeleme. B. Yeşiladalı ve G. Ayata (Ed.), İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Hooks, H. (2012). Feminizm herkes içindir. İstanbul: BGST Yayınları.

Songur, D., Küçük, E. ve Şimşek, A. A. Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı üniversite ve kadın dostu kampüs projesi bilimsel posteri. https://www.atilim.edu.tr/tr/kasaum/page/4125/toplumsal-cinsiyet-esitligine-duyarli-universite-ve-kadin-dostu-kampus-projesi (Erişim tarihi 18.10.2019)

Şimşek, A. A. ve Öner, R. V. (2013). Medyanın olumsuz inşasına karşı feminizmi yeniden konumlandırmak: Marka değer yönetimi bağlamında bir imaj çalışması. M. B. Arık, A. Ayhan ve O. Öksüz (Ed.), I. Uluslararası Medya Çalışmaları Sempozyumu Bildiriler Kitabı içinde (ss. 371-383). Antalya: Akdeniz Üniversitesi Yayınları.

Şimşek, A. A. ve Songur, D. (2018). Cinsiyetçilik, cinsel taciz ve saldırıya karşı kadın çalışma merkezlerinin işlevi: Bir saha çalışmasının düşündürdükleri. G. Uygur ve H. Şimga (Ed.), Üniversitelerde cinsel taciz ve saldırıyla mücadele: CTS çalışmaları içinde (ss. 25-43). KKTC: Doğu Akdeniz Üniversitesi Yayınevi.

Comments are closed.