Hebhinark


Her Rol Kendi Sahnesinde Güzeldir

İş çıkışı keyfimiz yerinde. Akşamüstü trafiğinde eve doğru sakin sakin gidiyoruz. Öndeki araba sinyal yakmamasına rağmen duraklıyor ve sağdaki otoparka girmeye çalışıyor. Ona fırsat tanımak için yavaşlarken hemen arkamızdaki sabırsız abi, kamyoneti ile birdenbire arabamın canına okuyor. Alelacele iniyoruz. Hemen etrafımızda bir sürü insan. Etraftakiler suçun diğer iki araç sahibinde olduğunu söyleyedursunlar, bense acaba nerde hata yaptım diye soruyorum kendime. Ne de olsa kadınım ve çoğunlukla trafik kazaları bizden kaynaklanır! Diğer iki şoför çoktan sinyali “yaktın” “yakmadın” atışmasına girişmiş bile; ama öndeki abi “erkekliğin 10’da 9’u kaçmaktır” ilkesini çok özümsemiş olmalı, kaşla göz arasında kayboluveriyor. Ben ve iş arkadaşım dışında ortamdaki herkes erkek. Hasar gören araba benim, ama benim dışımdaki herkes konuşuyor: “Masrafı çok olmaz”, “trafik polisleri çağrılsın”, “arkadan vuran her zaman suçludur” falan filan. Filmin sonunda hayatımda bir daha görme ihtimalimin neredeyse imkânsız olduğu yaklaşık yirmi kadar adam arkadan vuran araç sahibinin bana belli miktarda para vermesi gerektiğine ve konun kapanmasına karar veriyor. Kimse ne bana ne de kamyonetin sahibine bir şey soruyor. Biz ise sadece olan biteni izlemekle yetiniyoruz. Biraz sonra arabama çarpan abinin bendeki zararı tazmin etmek üzere para uzatırken ellerini görüyorum. Çatlamış ve kir içinde. Dönüp kamyonetine bakmak o zaman aklıma geliyor. Adeta bir hurda yığını: 35 NF … Kim bilir kaç çocuğun rızkıydı çaresizce cebinden çıkardığı o para. Kaç zaman çalışmıştı kazanmak için. Parayı almama konusunda ısrar ediyorum. Abi, başta bu duruma razı gelmiyor ama “memur” olduğumu öğrenince, herhalde, kadınlık dışında başka vasıflarımın olması onu ikna ediyor. Helalleşip ayrılıyoruz.

Kazanın üzerinden biraz zaman geçiyor, ışıklarda öylece bekliyorum. Önümde bir kamyonet, plakası 35 NF … Arkasında büyük puntolarla şöyle yazıyor: “HER ROL KENDİ SAHNESİNDE GÜZELDİR”. Yüzümde belli belirsiz bir tebessüm ve içimden şöyle geçiriyorum, ikimizin de görünmez olduğu o kaza sonrası ortamda hangimizin rolü güzeldi? Bir kadın olarak benim mi yoksa bir hurdacı olarak onun mu? Bırakın rollerimizin güzel olmasını, etrafımızdakiler göre o ortamda bir kısa repliğimiz bile yoktu esasında.

 


Sandalyedeki Kadın

Bu sandalye size boş gelebilir; ama benim için değil. İçinde dünyanın yükü var. Öğle mesaisine yetişmeye çalışıyorum. Acele ile koştururken karşıdan tekerlekli sandalyede bizim yaşlarda bir adam, her iki tarafında birer arkadaşı, muhabbet ede ede bana doğru geliyorlar. Bir an içim sızladı. Kendim yürüyorken onun bir tekerlekli sandalyeye mahkûm kalması kendimi suçlu hissetmeme bile neden oldu. Birkaç adımda aklımdan geçenleri toparlayıp anlatmam mümkün değil. Üzüntü, suçluluk, karmaşıklık, anlamsızlık… Tam onların yanından geçmek üzereyken arkadaşlarına anlattıklarını yarıda bırakıp “öyle değil mi bebek!” deyiverdi bana. Bunu derken öyle bir baktı ki söylediği ruhumda yankılandı. Bedenim zangırdadı, kulaklarım çınladı, serçe parmağım bile uyuşmuştu… Ne mi yaptım? Hiçbir şey! İçimden geçenler binlere katlanıp tüm ruhumu sardı gün boyu. Ertesi gün sabah mesaisinde koridorda tekerlekli sandalyeli biri bana doğru geliyordu yine. Gayriihtiyari önceki gün yaşadığım olayı hatırladım. Ne kadar ayıp! Bir kere böyle bir şey oldu diye tüm tekerlekli sandalyedekilere aynı tutumumu takınacaktım? Her defasında aynı şeyi mi hatırlayacaktım? Aradaki mesafe azalınca sandalyedekinin “o” olduğunu anladım. Yine karmakarışık hissetmeye başladım. Yine ne yapmam gerektiğini bilemedim. Bir an tüm “dezavantajlı” grupları düşündüm. En zoru kadın olmak mıydı? Yanımdan geçerken gülerek bana bakmasından belliydi, o da tanımıştı beni. Yüzünde zerre utanma duygusu yoktu. Bizim işyerinde yeni başlamış işe. Hemen hemen her gün görüyorum onu. Her gördüğümde onunla konuşurken buluyorum kendimi. Nasıl oluyor da tek bir olay üzerinden bu kadar çok diyalog geliştirebiliyorum anlamıyorum. Sanırım bu diyaloglar böyle artarak sürecek. Ta ki onunla gerçek bir konuşma yapana dek. Sezgilerim bir gün bunun olacağını söylüyor. O gün geldiğinde dünya benim için bir tık daha güzelleşecek. Buna inanıyorum!

Comments are closed.