Aileye Eleştirel Bir Bakış


Melih Varol
Psikoloji Böl. Öğr.

 

Aile kavramı evrensel bir kavramdır, hemen her zaman ve hemen her toplumda görülmektedir. Ailenin antropolojik tanımı “aile, kan, evlilik bağı ya da evlat edinme yoluyla bir araya gelmiş en az iki insanın oluşturduğu bir birimdir.” Her grup ve toplum kendi yaşantılarından esinlenerek karşılıklı bir etkileşim içinde aile kavramını inşa eder. Örneğin bazı toplumlarda çok eşli evlilik (poligami) görülür. Bunların çoğu çok karılılık (polijini) iken bazı toplumlarda çok kocalılık (poliandri) görülür. Bu evlilik tiplerinin görülmesinin ekonomik, sosyal ve toplumsal sebepleri vardır. Aile sadece klasik çekirdek aile biçiminde (anne, baba, çocuklar) değildir, eşcinsel çiftler, çocuksuz aileler ve tek ebeveynli aileler de vardır. Evliliğin farklı görülme şekillerine örnek olarak Afrika’daki Nandiler örnek verilebilirler. Bu toplumlarda kadınların değeri ve alacakları miras doğurdukları çocuk miktarına göre belirlenir. Toplumsal konumunu kuvvetlendirmek isteyen çocuksuz kadınlar ise erkeğin rolünü edinip başka bir genç kadınla evlenir. Bu şekilde kadın genç kadını eğiterek toplumsal bir işlev görür ve kendisinin de toplumsal statüsü artmış olur. Bu örnek bize evliliğin yansıtıldığının aksine aşk ve biyolojik üretkenliğin yanı sıra çeşitli sosyal, ekonomik ve kültürel ihtiyaçlar sonucu oluşan toplumsal bir kurum olduğunu gösterir.

Bireylerin kişisel tecrübeleri de aile kavramını nasıl oluşturduğunu etkiler. Örneğin ailesi tarafından bebekken sokağa atılan ve çocuk esirgeme kurumunda yetişen çocuklar aile kavramına terk eden, sevgisiz sıfatlarını yakıştırabilirler. Kontrolcü ailesi olan bireyler ailelerini baskıcı olarak nitelendirebilirler. Ailesi tarafından hep sevilen ve değer gösterilen kişiler ise ailelerini çok olumlu bir şekilde değerlendirebilirler. Her kavram gibi aile kavramına da tek bir taraftan bakılması bu yüzden sakıncalar içerir.

Aile toplum içerisinde birtakım işlevlere sahiptir ve belki de bunlardan en önemlisi çocuğun eğitimidir. Çocuk toplumsal roller ile ilk defa aile içinde karşılaşır. Ebeveynlerin davranışları, birbirleri ve çocuk ile etkileşimleri çocuğun zihnindeki toplum ve gerçekliğin inşasının en temel adımını oluşturur. Aile bir nevi toplumun prototipidir ve çocuğun ilerideki ahlak anlayışı, davranışları ve etkileşimleri burada atılacak temele bağlıdır. Örneğin, aile içinde şiddet gören çocuk ileride bu şiddeti başka bireylere gösterme eğiliminde olabilir. Bunun yanı sıra empatiyi ve karşılıklı uyumlu ilişki kurmayı öğreten ailelerden gelen çocuklar ileride toplum içinde daha iyi ilişki kurmaya eğilimli olabilirler.

Aile toplumun prototipi olduğu için toplumun geçirdiği ekonomik, toplumsal ve sosyal değişimlerden bizzat etkilenir ve bu değişimlerin odağı olur. Tarım topluluklarında ve günümüzdeki kırsal topluluklarda toprağın işlenmesi ve ekonomik kazancın aile içinde tutulması için geniş ailelerin oluştuğu gözlemlenmiştir. Öte yandan toplumsal hareketliliğin arttığı ve toplumsal iş bölümünün çeşitlendiği endüstriyel ve post endüstriyel toplumlarda ise çekirdek ailenin yaygın olduğu gözlemlenmiştir. Ailenin geçirdiği sosyal değişimlerden birine ırklar arası evlilikler örnek verilebilir. Amerika’daki siyahilerin yürüttüğü insan hakları hareketinden önce birçok eyalette siyahilerin ve beyazların evlenmesi yasaktı. İnsan hakları hareketi sonucunda yüksek mahkemenin verdiği 1967 tarihli Loving v. Virginia kararı ile ırklar arası evlilik yasal hâle gelmiştir.

Aile hakkında düşünüldüğü zaman çoğu insanın aklına anne, baba ve çocuklardan oluşan klasik çekirdek aile tablosu gelir. Genel düşünceye göre aile kurumunun amacı çocuk yaparak biyolojik devamlılığı devam ettirmektir. Fakat özellikle 21. yüzyıl ile birlikte çocuksuz ailelerin sayısında önemli bir artış görülmeye başlanmıştır. Literatürde bu duruma “Gönüllü Çocuksuzluk” adı verilmiştir. Çeşitli araştırmalar gönüllü çocuksuzluğun nedenlerini araştırmıştır. Bulgular daha özgür bir yaşam isteği, partner ve öteki bireylerle daha kaliteli ilişkiler kurma isteği, ekonomik problemler ve annelikle bağlantılı olan aktivitelere karşı olan negatif düşünceler gibi faktörlerin gönüllü çocuksuzluğun tercih edilmesinde etkili olduğunu göstermiştir. Yapılan araştırmalar gönüllü çocuksuz çiftlerin birbirleri ve öteki bireylerle daha kaliteli ilişkiler kurduğunu, daha mutlu olduğunu ve sosyal olarak daha üretken olduğunu ortaya koymuştur. Öte yandan yaşlılık döneminde çocuksuz bireyler daha az sosyal ve duygusal destek almaktadırlar. Bu problem komşu ve topluluktaki öteki bireylerle kurulan sağlam bağlar ile çözülebilmektedir.

Aile kurumun şekillenmesinde ekonomik durum, kültür, etnisite, yaşanılan konum, dindarlık seviyesi, eğitim durumu, ideoloji ve geleneksel cinsiyet rollerine olan bağlılık gibi çeşitli faktörler etkilidir. Geleneksel cinsiyet rollerine bağlılığın azalması, kentleşmenin artması ve dindarlığın azalması gibi faktörler geleneksel aile yapısından farklı olan aile tiplerinin yaygınlaşmasında etkili olmaktadır. Eğitim seviyesinin artması ile birlikte kadınların iş hayatına atılması aile içi iş bölümünde değişime yol açmaktadır. Geleneksel olarak ev içi işlerden (yemek yapmak, çocuk bakımı ve temizlik gibi) kadınlar sorumlu iken erkekler para kazanmak, eve gerekli eşyaların alınması gibi ev dışı işlerden sorumluydu. 21. yüzyıl ile birlikte bu rollerde değişim yaşanmaya başlanmıştır. Artık kadınlar da çalıştığı için eve para getirmek gibi ev dışı işlerde sorumluluk almaktadır. Bu durum ev içi sorumlukların da yeniden düzenlenmesine sebep olmuştur. İki kişinin çalıştığı evlerde artık erkekler de ev içi işlerde görev almaktadır. Bu durum ev içi işlerde farklı aktörlerin devreye girmesinde (anne ve babanın ebeveynleri, ev işlerini yapmak için tutulan görevliler gibi) ve yemek alışkanlıklarının değişmesi gibi (dışarıda yemek yemek gibi) değişikliklere sebep olmaktadır.

Ailenin toplumun prototipi olması çeşitli baskı mekanizmalarını da beraberinde getirir. Aile çocuğun toplumsal bilgileri edindiği ilk yerdir. Burada aynı zamanda ayrımcılık, toplumsal cinsiyet rolleri, önyargı ve kalıpyargılar öğretilmektedir. Özellikle kız çocuklarına öğretilen toplumsal cinsiyet rolleri sistematik olarak kadınların baskılanmasına ve oluşan eşitsizliğin normalleştirilmesine sebep olmaktadır. Aile içerisinde aynı zamanda töreler ile kadınların ve çocukların istismarının sistemleştirilmesi söz konusudur. İstismarın çeşitli alt türleri vardır: Fiziksel, duygusal, cinsel, sözel ve ekonomik istismar. Kadına yönelik istismarın %19’unun eşleri, %21’inin yabancılar, %22’sinin tanıdıkları, %38’inin de akrabaları tarafından yapıldığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla aile kurumu kadınlara yapılan istismar ve bu istismarın nesilden nesile aktarılmasında büyük bir rol sahibidir. Çocuk istismarının önemli bir kısmı aile içinde meydana gelir ve gene bu istismarın gizlenmesinde aile büyükleri önemli bir rol oynar. Buradan çıkarılması gereken önemli bir sonuç ailenin yararları ve işlevlerinin yanı sıra sistem içerisindeki problemleri ve baskı mekanizmalarını meşrulaştıran bir yapısının da olduğudur.

Önyargıların ve ayrımcılığın meşrulaştırılmasında aile kurumu büyük bir silah olarak kullanılmaktadır. Örneğin, eşcinsel çiftlerin evliliklerine karşı olan bireyler bu çiftlerin aile kurumuna ve çocuklara zarar vereceğini iddia etmektedir. Fakat araştırma sonuçları bu önyargıyı destekleyen bulgular ortaya çıkarmamıştır. Eşcinsel çiftlerin çocukları ile heteroseksüel çiftlerin çocukları arasında aile etkileşimi ve çocukların gelişimi açısından farklılık gözlemlenmemiştir. Evlilik eşitliğinin yasalaştığı ilk ülke olan Hollanda’da yapılan bir araştırmanın bulguları eşcinsel çiftlerin çocuklarının heteroseksüel çiftlerin çocuklarından akademik olarak daha başarılı olduğunu göstermiştir. Bu bulgular asıl istismarın eşcinsel çiftler tarafından çocuklara ve geleneksel aileye uygulanmadığını ve önyargılara sahip olan bireylerin aile olma hakkını bu bireylerden alarak farklı aile tiplerine karşı uyguladığını göstermektedir.

Aileden bahsederken kültürel farklılıklara değinmek gereklidir. Aile farklı kültürlerde farklı şekillerde görülmektedir. Çoğu toplumda erkekler toplumsal, siyasal ve ekonomik hakimiyete sahiptir fakat buna istisna olarak Çin’deki Moso topluluğu örnek verilebilir. Moso topluluğunda kadınlar toplumsal hayatın birçok alanında önemli güce sahiptir. Malların paylaşımı, soy ağacının ilerleyişi, toprağın işlenmesi ve evlilik gibi önemli konularda kadınlar söz sahibidir. Moso kültüründe görülen yürüyen evlilikte erkeğin kadını ne zaman ziyaret edebileceğine kadınlar karar verir. Bu ilişkiden doğacak çocuklar kadının soy ağacından sayılmakta ve bu çocuklara kadının ailesi bakmaktadır. Bu örnek önemlidir çünkü iddia edildiği gibi erkeğin “doğal” olarak toplum üzerinde hakimiyet sahibi olmadığını ve toplumsal ilişki sistemlerinin inşa edildiğini göstermektedir.

Özetle her kavram gibi aile kavramının da olumlu ve olumsuz tarafları vardır. Aile kurumu bireyin dünyaya gözlerini açtığı ve toplumla tanıştığı ilk mekândır. Burada birey toplumla bütünleşmesini sağlayacak önemli roller ve bilgiler edinirken aynı zamanda içinde bulunduğu ilişkiler sistemindeki önyargı ve baskı mekanizmalarından da etkilenir ve bu mekanizmaların silahı hâline gelir. Dolayısıyla aile kurumu ve etkilerinin dikkatli bir şekilde araştırılması ve eleştirel bir şekilde incelenmesi gerekmektedir.

Yararlanılan Kaynaklar

Basten, S. (2009). Voluntary childlessness and being childfree. The Future of Human Reproduction: Working Paper, 5, 1-23.

Bos, H. M., Knox, J. R., van Rijn-van Gelderen, L. ve Gartrell, N. K. (2016). Same-sex and different-sex parent households and child health outcomes: Findings from the national survey of children’s health. Journal of Developmental and Behavioral Pediatrics: JDBP37(3), 179-187.

Bozkurt, V. (2018). Aile. Değişen dünyada sosyoloji içinde (ss.269-287). Bursa: Ekin Basım Yayın Dağıtım.

Child sexual abuse statistics: The issue of child sexual abuse (b.t.). Darkness to light. https://www.d2l.org/wpcontent/uploads/2017/01/all_statistics_20150619.pdf (23 Ağustos 2019 tarihinde erişilmiştir).

Gillespie, R. (2003). Childfree and feminine: Understanding the gender identity of voluntarily childless women. Gender & Society, 17(1), 122-136.

Haviland, W. A., Prins, H. E. L., Walrath, D. ve McBride, B. (2006). Aile ve ev halkı. İ. D. E. Sarıoğlu (Ed.), Kültürel antropoloji içinde (ss.461-497). İstanbul: Kaknüs Yayınları.

Loving v. Virginia, 388 U.S. 1 (1967)

Mazrekaj, D., Witte K. D. ve Cabus, S. (2019). School outcomes of children raised by same-sex couples: Evidence from administrative panel data. Conference of the American Economic Association.

Namu, Y. E. ve Mathieu, C. (2005). Elveda kızlar ülkesi (P. Güncan, Çev.). İstanbul: Çitlembik Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 2004).

Özkan, A. ve Demir, Ü. (2002). Kadın istismarı. Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi, 5(1). 87-92.

Comments are closed.