Psikanalitik Bir Yaklaşımla Çekmeceler Filmi


 

Rozerin Oktay
Psikoloji Böl. Öğr.

 

Psikoloji Bölümü son sınıf öğrencisi olarak kendime baktığımda, bu bölümü okumanın bende değiştirdiği şeylerden birinin izlediklerime bakışım olduğunu fark edebiliyorum. Filmler ve diziler sadece çarpıcı olmaktan ya da hoş vakit geçirmemi sağlamaktan daha öteye gidiyor artık. İzlerken detaylara ve sembollere fazlasıyla odaklanıp, filmden sonra filmin üzerine düşünüp daha çok incelemeye ve araştırmaya çalışıyorum. Çekmeceler de kendimdeki bu değişimi fark ettiğimde üzerine bir şeyler yazmaya başladığım bir film oldu. Öncelikle filmin künyesinden bahsedip, sahne sırasına göre ilerlemenin uygun olacağını düşünerek başlıyorum.

Eşcinsel olduğu için ailesi tarafından öldürülen Ahmet Yıldız’ın hikâyesini sinemaya uyarlamasıyla tanıdığımız “Zenne” filminin yönetmenleri M. Caner Alper ve Mehmet Binay, bu kez “Çekmeceler” filmiyle yine çok önemli noktaların üzerinde duruyor. Film, ilk bakışta sadece kız çocuklarının ve genç kadınların cinsel hayatı üzerinde duruyor gibi görünse de aslında güç, namus, erkeklik, kadınlık, iktidar, ahlak gibi birçok kavramı içeriyor. Hikâyenin Kilitler, Çekmeceler ve Anahtarlar olmak üzere üç bölümü var. Her birinin sembolik anlam taşımasının yanı sıra gözle görünür şekilde ne ifade ettiklerini, her birini inceleyerek anlayabiliriz.

Kilitler bölümü, ana karakter Deniz’in kanlar içinde hastaneye kaldırılması ile başlıyor. Sonrasında gösteri için kral kostümü giyen ve ileride Ayhan rolüyle Deniz’in babası olduğunu anlayacağımız sahne geliyor. Omuzlarına vatka takıldığını görüyoruz. Kimin taktığını görmesek ve takan kişinin sesini duymasak bile “Kral dediğin heybetli olur.” mesajını alır gibiyiz. Zaten film boyunca Ayhan hep kral olarak tanımlanıyor. Ailesi, arkadaş ortamı ve yeni eşiyle girdiği çevrenin şartları, hiçbirinde değişmiyor.

Gösteri esnasında çekimlerde gördüğümüz o renk cümbüşü, ev sahnesi geldiğinde ortadan kayboluyor. Ortamın daha karanlık daha soluk olduğunu görüyoruz. Babanın anneyle tartışması ve bu esnada “Orospu mu olsun kızın?” demesiyle aslında filmin ilk kilidine denk gelmiş oluyoruz. Ayhan’ın bitmek tükenmek bilmeyen kızının orospu olacağı korkusu ve bunun için baskıcı, kontrolcü tavrı aslında Deniz’in hayatını çok olumsuz etkileyecek. Hemen ardından babanın kapı deliğinden Deniz’i mastürbasyon yaparken gözetlediğini görüyoruz. Burada bir ensest söz konusu, çünkü sahne sinemada çok sık rastladığımız voyeurism yani röntgencilik içeriyor. Babanın, mastürbasyonu anormal ve kız çocuk masumiyetini kirleten bir şey olarak görmesi aslında toplumda çok sık rastladığımız bir durum. Bu sahnede anneyi göremeyişimiz dikkat çeken ayrı bir nokta. Deniz aslında anne sıcaklığının eksikliğinde battaniyenin altına sığınır. Onun mastürbasyonunu sadece cinsel değil, duygusal bir tatmin olarak da nitelendirmek mümkündür. Sonrasında Ayhan’ın sürekli kızının iç çamaşırını kontrol etmesiyle entelektüel kimliğinin cinsellik, ahlak gibi konular mevzu bahis olunca kaybolduğunu görüyoruz.

Tekrar gösteri sahnesine döndüğümüzde, sahnede bekâret vurgusu yapan güçlü kadın tiplemesiyle karşı karşıyayız. Kadının karşısındaki kral ve yandaşları onun dinsiz hatta şeytan olduğunu söylüyor. Burada aslında daha önce üzerine çok şey yazılmış Lilith[1] ve femme fatale[2] olarak adlandırılan kadınlara atıf yapıldığını düşünmek mümkün. Sonrasında gelen Medusa[3] vurgusuyla seyircinin kafasında daha net bir izlenim oluşuyor. Deniz’in Medusa’yla özdeşimini, son bölümde saçlarının arasından çıkan yılanlardan anlayabiliyoruz.

Askerlerle dolu olan tiyatro sahnesini gördüğümüzde ise kadının yine iç çamaşırının gösterilmesi istenir ve kamera yavaşça vücudun erotik olarak nitelendirilebilecek kısımlarında durur. Burada male gaze[4] önemli bir noktadır. Yönetmenler her ne kadar, toplumun aşamadığı birçok noktayı aşmış olsalar da erkek bakış açısından kurtulamazlar. Kamera yine erkeğin gözüdür ve kadını objeleştirmiş, bir fetiş nesnesi olarak ortaya koymuştur. Eleştirmelerine rağmen, kadını yine kadrajda bedeniyle var etmişlerdir.

Devamında dikkatimizi çeken nokta, oyunlara hep gösterilerden alışkın olan Deniz’e, annesinin her kötü olayda “oyun bu” demekle yetinmesidir. Annenin Deniz’in kafasını kuma gömmesi, gerçeklerle yüzleştirmemesi onları çekmecelere kaldırmasına neden oluyordu. Bunu, ilk bölümün son kilit noktası olarak değerlendirebiliriz.

İkinci bölüm olan Çekmeceler’e geldiğimizde, Deniz babasının koyduğu kuralları bir bir çiğniyor. Babası hastaneye kaldırıldığında ona oldukça cesur şekilde yaptıklarını anlatmasında, babasının ayağa kalkamayacağını bilmesi büyük bir etkendi.  Sonrasında babasının “girme” dediği o tünele girecek ve en büyük başkaldırıyı orada yapacaktı. Tünel’in psikanalize göre vajina, ana rahmi anlamına gelmesinin yanı sıra Deniz için aştığı en anlamlı ve en büyük sınır bu olacaktı. Deniz’in hayatına giren erkeklerden birinin, “Ailenle bağını koparmak istiyorsan kes ayak parmağını.” demesi üzerine Deniz’in kesmesi de yine filmin önemli noktalarından biri, fakat bunu yaptıktan sonra bile bağlarını koparamayacağını, bunun için tek ihtiyacı olan şeyin aslında babasının ölümü olduğunu son sahnede hem Deniz hem de izleyici fark edecekti.

Son bölüm olan Anahtarlar’a geldiğimizde ise kırmızı abajur ve babanın kral kostümlü fotoğrafı önünde sevişen Deniz’i görüyoruz. Onun gözü önünde sınırları aşmasının yanı sıra erotik ve ödipal döneme dikkat çeken boyutunu da gözden kaçırmamak gerekir. Deniz’in birlikte olduğu erkeklerin daima kendisinden büyük olduğu fark ediliyordu. Genç olan tek erkeği ise cinsel yolla cezalandırarak hayatından çıkarmıştı. İşte tam bu noktada Deniz’in Freud’un Dora vakası ile benzerliğini anlayabiliyoruz. İkisinin de söylediklerini yapmadığında cezalandıran, yaptığında ise sevgi dolu yaklaşan babaları vardı. Ayrıca anne figürünü ikisinde de çok görememiştik. Sonrasında her birinin hayatında çarpık ilişkiler normalleşti, baba ile özdeşleştirdiği kişilerle cinsel ilişkiler yaşandı. Ayrıca terapistiyle konuştuğunda Deniz’in, “Ceylan da bendim, tilki de. Hem ibneyim hem orospuyum.” demesiyle yönetmenlerin etkisini bir kez daha fark ediyoruz. Burada Queer ve cinsiyetsizlik temasına vurgular mevcuttur. Queer içinde toplumsal cinsiyet, cinsiyet, cinsellik gibi kavramları barındıran ve tartışmalar üreten; bunun yanında sanat ve felsefe gibi alanlarla da ilişkili bir kuramsal bakıştır. Söz edilen kavramları sorgular ve kavramların dayattığı kimlikleri inceler. Bu sorgulamanın sonunda ortaya çıkan kimliksizliğin ise bireylere özgürlük alanı oluşturduğunun üzerinde durulur. Ceylan’ın da bu cevabıyla söylediği şeyler, o kimliklerin getirdiklerini kabul etmemeye yönelik cümleler olarak karşımıza çıkıyor. Cinsel yönelimi yüzünden hem ibne olarak hem de orospu olarak anılmayı sahiplenerek aslında bunların yaratacağı -hak etmediği- duygularla mücadele ediyor ve izleyiciye de bu durumu açıkça belli ediyor.

Deniz’in tünelden çıkıp en anormal karşılanabilecek davranışlarını gördüğümüz an, geçmişe dönüşlerle (flashback) babasının onu makasla tehdit ettiği sahneyi görüyoruz. Tam bu esnada tekrar yetişkin dönemine gelip aynı makasla saçını kestiğini, sonrasında da kendini yaralayıp ilk sahnedeki hâline geldiğini izlerken makasın sadece bir araç olmaktan çıkıp aslında önemli bir simge olduğunu anlayabiliyoruz. Babasının ona karşı kullandığı silahı unutmamıştı Deniz, o silahla koparmıştı kendine ait parçaları vücudundan; saçlarını kesmişti ve yine o silahı tutmuştu kendisine karşı; kanlar içinde bırakmıştı bedenini.

Son olarak Deniz, Ayhan’ın ölümüyle babasının da toplum baskısı yüzünden kendi bedeninde ne tür değişiklikler yaptığını görür ve kendi mastürbasyon yaptığı battaniyesini babasının penisinin üzerine koyar. Bu noktayı gerçekleştiremediği cinsel ilişki sembolü olarak düşünmek mümkündür. Tam da bu olaydan sonra Deniz kendini bulur, durulanır. Hiç girmediği denize bu kez çıplak girer. Denizin psikanalitik anlamı da ana rahmidir. Deniz kendini en rahat orada hissetmiştir, sonrasında o noktadan tekrardan başlar. Açmak istediği meyhaneyi açar, bunun oral dönemle ilişkisi de büyüktür. Film bu noktada sonlandığı için Deniz tamamen duruldu mu bilemiyoruz ama muhtemelen histerik bir kişiliği olduğu için tümüyle durulmasından ziyade azalacağı beklenebilir.

Yararlanılan Kaynak

Akvardar, Y., Çalak, E., Etaner, U., Hürol, C., Sunat, H., Tükel, R., Üçok, A. ve Yücel, B. (2015). Psikanalitik kurama giriş (5. Basım). İstanbul: Bağlam Yayıncılık.

Dökmen, Z. (2017). Toplumsal cinsiyet: Sosyal psikolojik açıklamalar (8. Basım). İstanbul: Remzi Kitabevi.

Jagose, A. (2015). Queer Teori: Bir giriş (A. Toprak, Çev.). Ankara: NotaBene Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1996).

Yazgan İnanç, B. ve Yerlikaya, E. E. (2017). Kişilik kuramları (13. Baskı). Ankara: Pegem Akademi.

[1] Lilith, Musevilik ve Hristiyanlık apokrif inançlarında Âdem’in ilk eşidir. İnanışa göre Âdem’e öfkelenen Lilith, şeytan kılığına girip yasak elmayı Âdem ve Havva’ya yedirerek cennetten kovulmasına neden olmuştur. (e.n.)

[2] Femme fatale, ilişkiye girdiği erkeklere sonunda büyük sıkıntılar yaşatan çekici ve baştan çıkarıcı kadın demektir. Fransızcada “felakete neden olan kadın” anlamına gelir. (e.n.)

[3] Medusa, Yunan mitolojisinde gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar. Gorgon kardeşlerden tek ölümlü olandır. (e.n.)

[4] Male gaze, izleyicinin bakışını “erkek bakışı” olarak tanımlar. Klasik sinemanın erkeğin fantezi dünyasını yansıttığını, reaksiyon sahnelerinde bakma hakkının erkekte, bakılanın ise kadın olduğunu vurgulamaktadır. Feminist film teorisi tarafından eleştirilen bir kavramdır. (e.n.)