Normun “Şeyleştirilmesi”


 

Gonca Nebioğlu
Arş. Gör.

 

Bir önceki sayıda “Queer” kavramından bahsetmeye çalıştım. Bu sayıda daha çok, Queer’in sadece LGBTİ kavramlarıyla ilişkili ya da bu kavramların anlamlarına eşit olmadığını tartışmaya çalışacağım. Kısaca hatırlarsak, Queer kelimesi; “nonoş”, “acayip”, “tuhaf” vb. anlamlar taşımaktadır. Teori, 1980’lerin sonu 1990’ların başında heteronormativiteye ve cinselliğin normatif kalıplarına yönelik bir karşı çıkış olarak şekillenmiştir. Özellikle üçüncü dalga feminizmin farklılıkları koruma vurgusundan ve Judith Butler’ın özcü feminizm eleştirisinden beslenmiştir. Yüzeysel bir bakışla Queer kavramının, aynı cinsten kişilerle ilişki kuran insanları nitelendirmek için kullanılan isimlerden en sonuncusu olduğu düşünülebilir. Ancak, sonraki zamanlarda Queer kavramının kullanımına dair bağlamlar değişmiş ve bu kavram genel olarak tüm kimlik kuruluşlarına, dinamiklerine ve norm olarak hayatımıza giren her şeye eleştirel bir bakış açısı getirmiştir.

Edelman’ın da belirttiği gibi Queer çalışmalar için bir araya gelen araştırmacılar farklı kültür ve disiplinlerden ve hatta bu disiplinler dâhilindeki çeşitli ideolojik ve politik perspektiflerden gelmektedir. Dolayısıyla bu durum, Queer’in herhangi bir kavramsal ya da metodolojik bütünleşmeye tâbi olmaya karşı direneceğine dair umut beslenmesine neden olmaktadır. Halperin, Queer’in mutlaka işaret etmek zorunda olduğu özel bir şey olmadığını ileri sürmüştür. Aslında bir başka umut sebebimiz bu cümle olabilir. Böylelikle Queer’den farklı şeyler anlasak bile onun doğası gereği(!) hiçbir tanım yerine geçmeyeceğinden emin olabiliriz. Genel olarak Queer, normatif olmayan kültürün bütün üretim ve kabul alanlarında esnek bir yer edinen, kendisine direnebileceğimiz ve onu reddedebileceğimiz bir zemin sağlayan kavram olarak tanımlanabilir. Yani aslında bize farklı farklı konularda (sadece cinsellik ve LGBTİ değil) norm dışı bir bakış açısı sağlar.

Queer’in işlevlerinden biri de “doğal” olanı, “doğal” olarak bize öğretileni, doğallıktan çıkarmasıdır. Queer teori doğal yollardan evrildiğine inanılan her türlü kimlik, toplum ve toplumsal cinsiyet alternatifini eleştirmektedir. Mesela “aile” hepimizin bir şekilde içinde bulunduğu ve çoğumuzun kendisini ‘anne-baba-çocuk-akraba’lı bir grup içinde tanımladığı bir kavramdır. Hepimizin doğuştan bir aileye gayet doğal bir şekilde sahip olduğu varsayılır ya da bu varsayım bizlere öğretilir. Edelman’ın özetlemesiyle gerçek ve önemli farklarımız boyunca genişleyen, ortaklık mefhumuna dayandırılmış hiçbir baskıcı yakınlık buyruğu altında değiliz ve olmamalıyız. Aile kavramının kendisini ve o kavramın içerisine kattıklarımızı da eleştirebilmeliyiz bir bakıma. Queer teorinin farklı tezahürlerinde gözlemlenebilmesi gereken şey, her şeyi eşit derecede sevmediğimiz ve sevmeye gerek duymadığımız hatta bazı şeyleri de hiç sevmeyebileceğimizdir. Başka bir örnek olarak “ulus” kavramını düşünürsek, Brasell’e göre Queer ulus, eşcinsel ulusçu bir örgütlenmeden ziyade queerliği ulusçuluk ile yan yana koyarak özcü ulus anlayışını “doğallıktan” çıkarmaktır. Yani çoklu ve belirsiz ulus kavramları üretmektir. Bu örnekleri verdim ama şimdi de akıllara ‘Queer teorinin sadece kavramlar bazında mı tartışılabileceği’ sorusu geldi mi? Gelmesin, çünkü başka bir örnekle daha sadece bir şey üzerinden açıklanamayacağına vurgu yapmak isterim. Edebiyat, evet edebiyat oldukça genel ve farklı birçok şeyi barındırabilen bir tanım. Queer kavramının edebiyatta nasıl kurulabileceğine bir bakalım. Bilkent Üniversitesi’nde geçen yıl tamamladığı ve on iki metni Queer teori odağında incelediği “Karşılaştırmalı Queer Okumalar: Kulin, Mungan ve Toptaş Metinlerinde Queer Potansiyeller” başlıklı yüksek lisans tezini hazırlayan Sevcan Tiftik ile bir söyleşi yapılmış ve edebiyat-Queer ilişkisi konuşulmuştur. Bu söyleşi kapsamında Queer kavramının edebiyatta nasıl kurulabileceği ve hangi unsurların edebiyatı “queerleştirebileceğine” değinilmiştir. Belki de hepimizin aklına gelen sorulardan birini, söyleşiyi yapan kişi yine hepimizin yerine sormuştur. Kısaca toparlarsam bu soruyla incelenen eserlerin hepsinde LGBTİ karakterler olmadığı hâlde romanlarda Queer teorinin nasıl ele alındığı merak edilmiştir. Bu da aslında bu yazının konusuyla yakından ilişkilidir. Yani bir kitapta, bir yazıda ya da hayatta LGBTİ karakterlerin bulunuyor oluşu; o yazıyı, o kitabı ya da hayattaki yaşayış tarzlarını Queer yapmaz. Queer, gey ya da lezbiyen demek değildir. Nitekim Tiftik’e göre de Queer teori ve eleştiri, ilişkinin baskın deneyimlenme şekillerini ve kurumların kişilere dayattığı hayli kısıtlayıcı rol biçimlerini sorunsallaştırır. Yani aslında Queer teoriyle konunun karakterlerinden ziyade ele alınış şekli incelenir. Bu bakımdan LGBTİ temaları barındırmadan da pekâlâ Queer potansiyeller sergilenebilir. Tiftik, tezde incelenen bazı romanların insan merkezciliğinden uzak, türler arası, melez beden yaratımları ile cinsiyetlendirilmemiş alanlarda arzu ve eylemleri sürdüren kurmaca unsurlar içerdiğini belirtmektedir. Aslında farklı örneklerle anlatmaya çalıştığım şu: Queer, kavramları ya da isimleri niteleyen bir sıfat değildir. Yani Queer ulus, Queer edebiyat ya da Queer cinsellik gibi kesin tanımlar da olmamalıdır. Bu durum Queer’in devamlılığını ve tartışılabilirliğini sürdürmesi açısından oldukça önemlidir.

Yukarıda Queer ile beraber düşünülebilecek birkaç örnek verdikten sonra başka bir soru akla geliyor: Peki, Queer başlı başına bir metodoloji olarak kullanılabilir mi? Yardımcı’nın belirttiğine göre, Queer yöntem deyince akla gelen şeyin “‘cinsel yöneliminiz nedir?’ sorusuna kaç şıklı bir cevap geliştirebiliriz”den ziyade; Queer yöntemin özerk, tamamlanmış ve sınırları belli özne mefhumuna karşı istikrarsızlaştırma geliştirip geliştiremeyeceğidir. Değişmez bir insan doğasını varsaymayan; yalnızca insan eylemlerinden hareket etmeyen, normu sorgulayan, kimlikleri, deneyimleri ve arzuları kategorileştirmeyen, tarihsel ve coğrafi özgünlüğü vurgulayan, istikrarsız ve istikrarsızlaştırıcı araştırmalara açık, geleneksel araştırma yaklaşımını zora sokan bir yöntem olabilir.

Sonuç olarak Queer adı altında topladığımız bu radikal sorgulama arayışının LGBTİ öznellikleri ile özel bir bağlantısının olduğunu yadsıyamayız. Ancak aynı zamanda Queer, yer değiştirme ve benimsememe kuvveti olarak çalışıp kendisini reddedebilir, isimlendiremediğimiz arzuların açığa çıkabileceği şekillere dönüştürebilir ve kendisine direnebilir bir teoridir.

Yararlanılan Kaynaklar

Alpar, A. (2018). “Edebiyat queerleştirilme potansiyeli yüksek bir mecra”.  Kaos GL Dergisi, 161, 34-36.

Edelman, L. (2015). Queer teori: Arzuyu belirsizleştirmek.  KaosQueer Queer Çalışmaları Dergisi, 3, 42-45.

Halperin, D. (2003). The normalization of queer theory. Journal of Homosexuality, 45, 339-343.

Jagose, A. (2015). Queer Teori: Bir giriş (A. Toprak, Çev.). Ankara: NotaBene Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1996).

Yardımcı, S. (2014). Queer veya yöntemde devrim. KaosQueer+ Queer Çalışmaları Dergisi, 1, 74-83.

Yardımcı, S. ve Güçlü, Ö. (Ed.). (2016). Queer tahayyül. İstanbul: Sel Yayıncılık.