Hyde’ın Toplumsal Cinsiyet Benzerlikleri Hipotezi Üzerine


 

Nursel Avcı
Psikolog

 

BU metinde öncelikle Hyde’ın toplumsal cinsiyet benzerlikleri hipotezine ilişkin yaptığı meta-analiz çalışmasını genel hatlarıyla özetleyip, sonrasında makaleyi okuma sürecimde zihnimi kurcalayan bazı düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım.

Hyde (2005) makalesinde toplumsal cinsiyet farklılıklarının kitle iletişim araçları ve halk tarafından ilgi çeken bir konu olarak görüldüğünü ileri sürmüş, bunun aksine toplumsal cinsiyet benzerliklerini destekleyecek bir görüş geliştirmiştir. Toplumsal cinsiyet benzerlikleri hipotezi, erkekler ve kadınların psikolojik değişkenlerinin farklı olmaktan çok, benzer olduğu fikri üzerine kurulmuştur. 19. yüzyılın sonlarına doğru psikolojide cinsiyet farklılıkları ilgi çekmesine rağmen, 20. yüzyılın başında Edward Lee Thorndike, Leta Stetter Hollingworth ve Helen Thompson Woolley gibi bilim insanları aslında cinsiyet farklılıkların az olduğunu savunmuşlardır.

Psikolojik cinsiyet farklılıklarına dair ilk meta-analiz çalışmalarını yapan araştırmacılardan Maccoby ve Jacklin (1974), The Psychology of Sex Differences (Cinsiyet Farklılıklarının Psikolojisi) kitabında; kişilik, yetenek, sosyal davranış ve bellek gibi konuları içeren iki binden fazla çalışmayı incelemeleri sonucunda psikolojik farklılıklara dair pek çok popüler inancın temelsiz olduğunu savunmuşlardır. Bu çalışmaların incelenmesinde rastlanan bir diğer önemli nokta ise, toplumsal cinsiyet benzerliklerine dair bulguların olmasına rağmen kaynaklarda daha çok toplumsal cinsiyet farklılıklarına odaklanılmış olmasıdır.

Toplumsal cinsiyete dayalı meta-analizler dört aşamada gerçekleştirilmektedir: a) Veri tabanlarını kullanarak incelenen konuyla ilgili çalışmalar toplanır, b) her bir çalışma için bir etki büyüklüğü hesaplanır, c) tüm çalışmalar birleştirildiğinde toplumsal cinsiyet farklılıklarının büyüklük ve yönünün genel değerlendirmesi için etki büyüklüklerinin ağırlıklı ortalaması alınır, d) etki büyüklüğü için grubun nispeten homojen olup olmadığını belirlemek amacıyla homojenlik analizleri yapılır. Eğer homojenlik yoksa araştırmacı, çalışmaları etki büyüklüğünün büyük ya da küçük olmasına bağlı olacak şekilde teorik olarak anlamlı gruplara ayırabilir.

Hyde’ın toplumsal cinsiyet benzerlikleri hipotezini değerlendirmek için meta-analiz yöntemini kullandığı çalışmasında topladığı araştırmaları; yetenek gibi bilişsel değişkenleri değerlendirenler, sözel olan ve sözel olmayan değişkenleri değerlendirenler, saldırganlık veya liderlik gibi sosyal veya kişilik değişkenlerini değerlendirenler, özsaygı gibi psikolojik iyi-oluş ölçütlerini değerlendirenler, atış mesafesi gibi motor davranışları değerlendirenler, ahlaki muhakeme gibi çeşitli yapıları değerlendirenler olmak üzere altı kategoride toplamıştır. Bu çalışmaların etki büyüklükleri incelenerek toplumsal cinsiyet benzerliklerine dair kanıtlar elde edilmiştir. Elde edilen 128 etki büyüklüğünün dört tanesi meta-analiz için çok geniş ranj sağlaması nedeniyle sınıflandırılamamış geriye kalan 124 etki büyüklüğü önceden belirlenen etki büyüklüklerine sınıflandırıldığında[1] çalışmaların %78’inin etki büyüklüğünün sıfıra yakın ya da küçük aralıkta olduğu saptanmıştır.

Toplumsal cinsiyet benzerlikleri hipotezi, kadınların ve erkeklerin her alanda benzer olduğunu iddia etmemektedir. Örneğin, cinsiyet farklılıklarına ilişkin yapılan bazı araştırmalar incelendiğinde atış hızı, atış mesafesi ve fiziksel saldırganlıkta erkekler için etki büyüklüğünün büyük olduğu görülmektedir (bkz. Archer, 2004; Eagly ve Steffen, 1986; Thomas ve French, 1985; Hyde, 1984).

Bu araştırmada incelenen bir diğer nokta ise gelişimsel eğilimlere ilişkin yapılan meta-analiz çalışmalarıdır. Örneğin, matematik performansıyla ilgili yapılan bir çalışmada (Hyde, Fennema ve Lamon, 1990), ilkokul ve ortaokul döneminde küçük bir toplumsal cinsiyet farklılığı bulunurken lise düzeyinde herhangi bir farka rastlanmamıştır. Yine karmaşık problemleri çözme konusunda yapılan başka bir çalışmada (Maccoby ve Jacklin, 1974), ilkokul ve ortaokul döneminde bir fark bulunmamışken lise düzeyinde küçük bir fark ortaya çıkmıştır. Buna benzer çalışmalar toplumsal cinsiyet farklılıklarının etki büyüklüğünün yaşa bağlı olarak nasıl dalgalanabileceğini göstermektedir. Etki büyüklüğün-deki bu dalgalanma, toplumsal cinsiyet farklıklarının büyük ve istikrarlı olduğu yönündeki görüşleri desteklememektedir.

Bussey ve Bandura (1999), Deaux ve Major (1987) gibi bazı toplumsal cinsiyet araştırmacıları, psikolojik cinsiyet farklılıklarını yaratma, silme ya da tersine çevirmede bağlamın önemi üzerine çalışmalar yapmışlardır. Elde edilen sonuçlar psikolojik cinsiyet farklılıklarının büyük ve sürekli olduğu görüşünü reddetmektedir.

Toplumsal cinsiyet farklılıklarının büyüklüğü sorunsalı akademik endişenin ötesindedir. Toplumsal cinsiyet farklılıklarına dair iddiaların, büyük bedelleri söz konusudur. Bu bedeller iş yaşamı, ebeveynlik, kişilerarası ilişkiler gibi birçok alanda kendini göstermektedir. İş yerlerinde verilen görevin önemi ve ilişkilerde kişilerin beklentileri gibi konularda, kadınlar ve erkekler bu farklılık iddialarının bedelini ödemektedirler. Bu durum aynı zamanda ebeveynlerin çocuklarına dair tutum ve beklentilerini etkilemesi nedeniyle çocukların da bedel ödemesine neden olmaktadır. Çocuklar toplumsal cinsiyetle ilişkili rollerine bağlı beklentilerin dışında davranış sergilediklerinde -örneğin kız çocuğunun matematik başarısının yüksek olması ya da erkek çocuğun özgüven eksikliği yaşaması- bu durum ebeveynlerin gözünden kaçabilmektedir.

Sonuç olarak, toplumsal cinsiyet benzerlikleri hipotezi kadın ve erkeklerin psikolojik olarak çok farklı olduklarını iddia eden farklılıklar modeline karşı çıkmaktadır. Meta-analiz araştırma bulguları, toplumsal cinsiyet benzerlikleri hipotezini desteklemektedir. İnsanların ağır bedeller ödemesine neden olan toplumsal cinsiyet farklılıkları iddiaları, bilimsel verilerle tutarlı değildir.

Hyde’ın toplumsal cinsiyet benzerlikleri hipotezine dair söylediklerini temel bir çerçevede özetledikten sonra, dilim döndüğünce toplumsal cinsiyet tabularına dair birkaç şey söylemenin zorunluluğunu hissetim. Makaleyi çevirme sürecinde psikoloji eğitimine başladığım ilk günden bu ana kadar edindiğim birçok bilgi yeniden zihnimin süzgecinden geçti. Bunların arasında en çok da anaakım psikoloji ile ilgili tartışmalar bir kez daha başköşede yerini aldı. Orta sınıf ve erkek bilimi olan anaakım psikolojinin, eril egemenliğe hizmeti eleştirel psikoloji çerçevesinde yıllardır tartışılmaktadır. Bu süreçte bilimin tarafsızlığına ilişkin inanç, halk arasında “ideal” ya da “normal” birey imajını oluşturdu. Bu algının sonucunda meydana gelen cinsiyet hiyerarşisi, bilimin nesnesi ve öznesi olarak “erkek” dışında kalanı silikleştirdi. Bununla birlikte yine anaakım psikolojinin kendisini tıpkı doğa bilimleri gibi pozitif bir bilim olarak görme çabasıyla çoğunlukla nicel araştırmalar yürütmesi, toplumsal cinsiyet farklılarına dair bir algı yanılsaması yaşamamızın nedenlerinden biridir. Sosyal bilimlerde nicel araştırma yürüten araştırmacıların nihai amaçlarından biri, demografik bilgilerdeki değişkenlere göre “anlamlı fark” bulmaktadır. Şüphesiz ki aklımıza gelen en temel demografik bilgilerden biri cinsiyettir. Akademik dergilerin anlamlı farklara dair sonuçları yayınlama eğilimi de hesaba katılınca, araştırmacının onca emek verdiği çalışmasında anlamlı fark bulma beklentisi anlaşılmayacak bir durum değildir. Ama araştırma sürecinde araştırmacı yanlılığının katılımcı üzerindeki manipülasyonu, sosyal bilimcilerin artık inkâr edemeyeceği bir gerçektir. Araştırmacının anlamlı fark bulma beklentisi ile bu beklentiye dayalı tutum ve davranışlarının katılımcı üzerindeki etkisi bir arada düşünüldüğünde, cinsiyetler arasında küçük de olsa bir farka ulaşmak olası değil midir? Burada söylemeye çalıştığım şey nicel araştırmaların olmaması gerektiği değil elbette. Nicel araştırmaların yanı sıra nitel araştırmaların önemine vurgu yapma çabası benimki. Diyelim ki bir toplumsal cinsiyet farklılığı mevcut. Bu farklılığın nasıl oluştuğunu, kendisinde yaratmış olduğu etkiyi ya da bireyin bu farkın olmasına dair düşüncesini incelemek de sosyal bilimcilerin görevi değil mi? Laboratuvar ortamındaki manipülasyonun ötesinde toplumsal cinsiyet farklıklarına ilişkin sosyal çevrenin manipülasyonu, yani toplumsal cinsiyete dayalı beklentilere göre bir tutum ve davranış sergileme realitesi, göz ardı edilmeyecek kadar önemli bir etki alanıdır. Birey, sosyal çevreyle tanıştığı ilk andan itibaren ait olduğu biyolojik cinsiyet kategorisine göre muamele görmektedir ve bu bağlamda ona dair bir beklenti ağı oluşmaktadır. Bu muamele ve beklenti doğrultusunda, ait olduğu cinsiyet grubuna ve kendi benliğine dair şemalar oluşturup özümsediği bu şemalar doğrultusunda davranımda bulunur. Sosyal yaşantıdaki bu diyalektik bağlamda –kendini gerçekleştiren kehanet, motivasyonun öğrenme üzerindeki etkisi, toplumsal norm ve değerlerin insan yaşamındaki önemi göz önünde bulundurulduğunda- toplumsal cinsiyet farklılıkların oluşması bize ilginç gelmemelidir. Hatta yaratılmaya çalışılan bu farklılık çabasına rağmen var olan toplumsal cinsiyet benzerlikleri, toplumsal cinsiyet rollerine dair inancımızı çürütmek için belki de en önemli kanıtlarımızdan biri olarak ele alınmalıdır. Sosyal bilimci olarak akademik üretimlerimizin sadece akademik alanla sınırlı olmadığı, bunun insanların yaşamlarını etkilediği bilinciyle hareket etmeliyiz. Çünkü bu çalışmalar ders kitaplarında, lisans ve lisansüstü eğitimde insanlar tarafından okunmaktadır. Ayrıca bu bilgiler, dışarıdan bu alana ilgi duyan insanlar tarafından dikkate alınmaktadır. Toplumsal cinsiyet konuları da bu sosyal alanlardan birisidir. İnsanlar artık günlük tartışmalarında bile “bilimsel verilerle” konuşuyorlar. Bundandır ki gerek cinsiyet gerekse diğer aidiyetlere (örn., etnik kimlik, din, mezhep vb.) dair ağzımızdan çıkan her söylemin, ortaya attığımız her tezin birilerinin hayatını etkilediğinin farkında olmalıyız.

Toplumsal cinsiyet farklılıkları, sadece sosyal bilimciler tarafından tartışılmıyor. Son yıllarda teknolojinin ilerlemesi, eğitim düzeyindeki gelişmeler gibi faktörler artık sadece uzmanların değil, herhangi bir bireyin bir konu -özellikle politik konularda- hakkındaki fikrini söylemesi durumu, normalleşmeye başladı. Feminist hareketin ortaya çıkışı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dair bilincin artmasıyla birlikte ayrımcılığa uğradığını düşünen grubun kendi haklarını elde etmeye çalışması ve buna karşılık egemenliğini kaybetmek istemeyen grubun gücü elde tutma çabası artık her bağlamda konuya dair tartışmaların meydana gelmesine yol açmış durumda. Maalesef bu tartışmaları yürüten insanlar da farklılık iddiaları ile haklı çıkmaya çalışırken savunduklarının bir yerlerde insanların yaşamlarını etkilediklerinin farkında değiller. Demem o ki bu tür konuların, tartışmalara girdiğimizde çıkan her fikrin masum bir tartışma gibi görünse de bir yerlerde insanların hayatlarını etkileme ihtimalini düşünmeliyiz.

Son olarak şunu sormak istiyorum. Diyelim ki birbirimizden farklıyız. Aramızda kapatılmaz mesafeler var. Farklı düşünüyoruz, farklı hissediyoruz, farklı davranıyoruz, becerilerimiz ve yeteneklerimiz farklı. Farklıyız diye birbirimizin haklarını gasp etmemiz mi gerekiyor? Birimiz, birimizi öldürmeli mi? Neden farklılıklarımıza rağmen birlikte yürümüyoruz?

Yararlanılan Kaynaklar

Archer, J. (2004). Sex differences in aggression in real-world setting: A meta-analytic review. Review of General Psychology, 8, 291-322.

Bussey, K. ve Bandura, A. (1999). Social cognitive theory of gender development and differentiation. Psychological Review, 106, 676-713.

Deaux, K. ve Major, B. (1987). Putting gender into context: An interactive model of gender related behavior. Psychological Review, 94, 369-389.

Eagly, A. H. ve Steffen, V. (1986). Gender and aggressive behavior: A meta-analytic review of the social psychological literature. Psychological Bulletin, 100, 309-330.

Hyde, J. S. (1984). How large are gender differences in aggression? A developmental meta-analysis. Developmental Psychology, 20, 722-736.

Hyde, J. S. (1986). Gender differences in aggression. J. S. Hyde ve M. C. Linn (Ed.), The psychology of gender: Advances through metanalysis içinde (ss. 51-66). Baltimore: Johns Hopkins University Press.

Hyde, J. S. (2005). The gender similarities hypothesis. American Psychologist 606, 581-592.

Hyde, J. S., Fennema, E. ve Lamon, S. (1990). Gender differences in mathematics performance: A meta-analysis. Psychological Bulletin, 107, 139-155.

Maccoby, E. E. ve Jacklin, C. N. (1978). The psychology of sex differences. Stanford, California: Stanford University Press.

Thomas, J. R. ve French, K. E. (1985). Gender differences across age in motor performance: A meta-analysis. Psychological Bulletin, 98, 260-282.

1 Sıfıra yakın (d ≤ 0.10), küçük (0.11 < d <0.35), orta (0.36 <  d < 0.65), büyük (d = 0.66 –1.00) veya çok büyük (>_1.00).