Anaerkil Düzenden Ataerkil Düzene Evrilmede “Üretken Olma” Etkisi


 

İlayda Altun
Psikolog ve Aile Danışmanı

 

Üretimin olmadığı, avcılık ve toplayıcılıkla geçimin sağlandığı dönemde doğum yapan ve memelerinde süt üreten kadın erkekler için daima gizemli ve ilgi çekici olmuştur. Üretimin olmadığı bu dönemde kadın çocuk doğurarak ve insan türünün devamını sağlayabilme gücüne sahip olarak “üretken” olma özelliğini kazanmıştır.

Paleolitik Çağ’dan kalan ilk eserlerin çoğunda kadın figürünün kullanıldığı heykellerin ortak özelliğinin kadının göğüs, kalça ve cinsel organının abartılı olarak gösterilmesi olmuştur. Bu heykellerde kadın cinsel organının ağırlıkla işlenmesinin sebebi, üremede büyük bir rol oynayan ve bereketin sembolü sayılan kadını kutsallaştırmak veya doğumun artmasını sağlamaktır.

İnsanların avcılık ve toplayıcılıkla geçimlerini sağladıkları dönemde kadın ve erkek arasındaki işlerin dağılımının eşit olmasının yanında bedensel eşitliğin de bulunduğunu gösteren antropolojik çalışmalar bulunmaktadır. Avcı-toplayıcı toplumlarda hayatta kalabilmek için kişi sayısı ne kadar fazlaysa ürün elde etme potansiyeli de fiziksel olarak güvende olma durumu da o kadar fazla oluyordu. Katı bir ayrım olmamakla birlikte, kadının hamilelik süreci ve çocuk bakımı nedeniyle kadınlar toplayıcılık, erkekler ise avcılık rolünü üstlenmiştir.

Daha sonraki dönemlerde toprak işlenmeye başlanmış fakat yeterli ürün elde edilemediğinden, hayatta kalmak avcılık ve toplayıcılıkla da desteklenmiştir. Yine kadının çocuk besleme, doğurganlık özellikleri nedeniyle toprak kadınlar tarafından işlenmiş, avcılık rolünü ise erkek üstlenmiştir. Ava giden erkeğin daha çok tehlike altında olması, zorluklarla elde ettiği ürünün kadının toprağı işleyerek elde ettiği üründen daha az olması kadının güçlenmesini sağlamıştır.

Bunun yanında kadının cinsel anlamda da özgürlüğü bulunmaktaydı ve birden fazla kişiyle evlenme ya da cinsel birliktelik yaşama şansı vardı. Bu durumda kadının doğurduğu çocuğun yalnızca annesinin bilinebilir olması soy ağacının da kadın tarafından belirlenmesini sağlamıştır.

Tarımdan elde edilen gelirin artmasıyla birlikte toprağın işlenmesi için daha fazla insan gücüne ihtiyaç duyulmuş, bu da kadının doğurganlığıyla elde edilebileceğinden kadını yücelten bir nitelik olarak görülmüştür.

Dünyanın buzul çağına girmesiyle birlikte tarım alanları olumsuz hava koşullarından etkilenmiş ve buzul çağının sona ermesiyle hayvancılık bir geçim kaynağı haline gelmiştir. Hayvancılık nedeniyle göçebe hayat başlamış ve nüfusun çokluğu, çocuklar ve yaşlılar bir yük olarak görüldüğünden fazla üreme olumsuz bir etki yaratmaya başlamıştır. Erkekler ve hamile olmayan kadınlar hayvanları doğada yakalama görevini üstlenirken, hamile olan ya da küçük çocuğu olan kadınlar yakalanan hayvanları gözetme görevini üstlenmiştir. Üreten ya da ev için geçim kaynağı sağlayan kişinin erkek olmasıyla birlikte kadın değersizleşmeye ve erkeğin hakimiyeti altına girmeye başlamıştır. Hayvanların evcilleştirilmeye başlanması ve tarımın tekrar gelişmesiyle birlikte avcılık sona ermeye, kadın ve erkek eşit duruma gelmeye başlamıştır.

Kapitalizm ve sanayinin gelişmesiyle birlikte insanlar tarımdan sanayiye doğru yönelmeye başlamış, kadına tarımla uğraşma, doğum yapma, çocuk bakma ve ev işlerini yapma görevleri verilirken, erkeğe ev dışında çalışma görevi verilmiştir. Ev dışında çalışan, gelir getiren erkeğin karşısında kadının ev içindeki çalışması maddi bir getirisi olmadığı için görmezden gelinmeye, küçümsenmeye başlanmış, dolayısıyla kadın değersizleşmiştir. Bu gelişme toplumsal cinsiyet rollerinin belirlenmesinde etkili olan nedenlerden biri olmuş ve ev işlerinin kadına, dışarı işlerinin ise erkeğe ait olduğu anlayışı yerleşmeye başlamıştır.

Ülkemizde kadınların hak arayışları I. Meşrutiyet’le başlamış, Cumhuriyetin ilanı ile birlikte kadın ve erkek hukuksal anlamda eşit duruma getirilmiştir. Ancak hukuk sistemindeki bu düzenlemeler maalesef topluma kazandırılamamış, halk üzerinde toplumsal cinsiyet rolleri, hukuk sisteminden daha etkili olmuştur.

Ekonomik güç toplumda kimin karar verici, yönetici, baskın vb. olacağını belirleyen en önemli etkenlerden biridir. İnsanlık tarihi boyunca anaerkil ve ataerkil toplumlara bakıldığı zaman “üretken” kimliğin kimde olduğunun, toplumsal statüyü belirlemedeki önemini görmüş oluyoruz. Şu anki düzende erkeklerin elde ettikleri bu toplumsal statüyü kaybetmek istememelerini anlayışla karşılamak gerekir, peki kadınlar… Ataerkil düzeni yıkmak için bir buzul çağını mı beklememiz gerek?

Yararlanılan Kaynaklar

Çatalhöyük’te Neolitik Dönem’e ait ‘eşsiz’ kadın heykelciği bulundu. (2016, 14 Eylül). İndigo Dergisi. https://indigodergisi.com/2016/09/catalhoyuk-neolitik-donem-ait-essiz-kadin-heykelcigi-bulundu/

Sevim, J. (2001). Tanrının sesi kadın (1.baskı). İstanbul: Remzi Kitabevi.

Yolcu, E. (2017). Sanatın doğuşu [Kişisel internet sayfası]. http://www.enveryolcu.com/sanatin-dogusu/32/40/1