Psikolojide Erkeklik Çalışmalarının Kısa Tarihi

 

Hilal Peker-Dural
Arş. Gör

 

Antik Yunan’dan beri erkeklik açık, kesin ve bilinebilir olanla; kadınlık ise bilinemeyen ve muğlak olanla ilişkilendirilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Erkeklik ve kadınlık ideallerinde, erkeklik bir norm olarak belirlenmiş, kadınlık ise erkeğe ait olan bu norma göre tanımlanmıştır. Bu tanımlama biçimi, günümüzden pek de uzak olmayan bir geçmişe kadar sosyal bilimler alanında da hakimiyetini sürdürmüştür. Sosyal bilimler alanında erkeklik, uzun yıllar boyunca sorgulanmayan normatif bir olgu olarak değerlendirilmiştir. Buna karşın “öteki” konumunda olan kadın ve kadınlık sosyal bilimler ve toplumsal cinsiyet literatüründeki araştırmaların temel ögesini oluşturmuştur.

Literatürde sosyal bilimler alanında erkekler ve erkeklikle ilgili çalışmaların 1970’lerin sonlarına doğru başladığı belirtilmektedir. Özellikle 1970’lerde ortaya çıkan ve erkek baskısını eleştiren feminist hareket, toplumsal cinsiyet ilişkilerinin yeniden değerlendirilmesinin önünü açmıştır. Feminist hareket aynı zamanda erkeklerin çeşitli tepkileriyle de karşılaşmıştır. Patriyarkanın biyolojik olarak olması gereken bir süreç olduğunu ve değişimin gerekli olduğunu savunan dahası erkeklerin de bu sistemin mağduru olduğunu dillendiren çeşitli görüşler, bu tepkiler arasında yer almıştır. Tüm bu gelişmeler ışığında akademik alanda da erkeklik konusu ilgi çekici bir alan hâline gelmiştir. Erkeklik, sosyoloji, psikoloji, kadın çalışmaları, antropoloji, felsefe, coğrafya, edebiyat gibi birçok farklı sosyal bilim alanlarında ele alınarak disiplinler arası bir alan hâline gelmiştir. Bu çalışmalarla birlikte, önceden “idealleştirilen erkeklerin” artık kendileri bir araştırma konusu hâline dönüşmüştür.

Psikoloji alanında 1970’lerden önce erkeklik biyolojik kimliğe uygun özellikleri taşımak olarak değerlendirilmiştir. Bu özelliklerin kültürden bağımsız, erkekliğe içkin olduğu varsayılmıştır. Bununla birlikte, erkekliğin tek bir formu olduğu, erkeksiliğin ve kadınsılığın tek boyutlu karşıt iki uçlu bir yapı olduğu varsayılmıştır. Buna göre ideal erkek “güçlü”, “aktif”, “istikrarlı” gibi özelliklerle tanımlanmıştır. Geliştirilen ölçeklerde az erkeksi olmak (hypomasculine) ya da çok erkeksi olmak (hypermasculine) problemli bir durum olarak ele alınmıştır. Erkeksi kişilik özelliklerine en iyi uyan erkekler, sağlıklı bir erkek kimliğine sahip bireyler olarak değerlendirilmiş ve bu erkeklerin toplumsal olarak arzu edilen erkek grubunu oluşturdukları öne sürülmüştür. Bu yaklaşıma göre kadınsı ve erkeksi özellikler, kadın ve erkekler arasındaki gerçek farklılıkları belirtmektedir. Yani tarihsel olarak değişmeyen bir erkeklik ve kadınlık “özü” olduğu varsayılmaktadır. Ancak sonraki çalışmalarda, özellikle Constantinople’un 1973 tarihli çalışmasıyla ve feminist hareketin ortaya çıkmasıyla, erkeksiliğin ve kadınsılığın tek boyutlu bir yapı olmadığı öne sürülmüştür. Buna bağlı olarak erkeksiliğin ve kadınsılığın iki ayrı boyutta değerlendirildiği ölçekler geliştirilmeye başlanmıştır.

1970’lı yıllarda ise Bem’in öne sürdüğü androjeni kavramıyla erkeksi ve kadınsı özelliklerin birbirine karşıt yapılar olmadığı, aksine bir kişide her iki özelliğin de bulunabileceği görüşü ön plana çıkmıştır. Ayrıca bu yaklaşımda toplumsal cinsiyet özelliklerinin içsel, biyolojik özelliklerden oluşmadığı, diğer bir deyişle toplumsal olarak öğrenildiği görüşünün öne sürülmesi oldukça önemlidir. Ancak yine bu yaklaşım toplumsal cinsiyeti birey temelli bir yapı olarak ele aldığı için “özcü” bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte bu yaklaşım stereotipikleştirilmiş toplumsal cinsiyet rollerine dayalı ataerkil düzeni desteklemesi nedeniyle de eleştirilmektedir. Bu eleştiriler üzerine “ideoloji” yaklaşımı ortaya çıkmıştır. Buna göre kültür, bir toplumsal cinsiyet ideolojisini tanımlar ve bireyler bu ideoloji tarafından dayatılan toplumsal cinsiyet rollerine uyarlar. Ancak toplum tarafından belirlenen toplumsal cinsiyet rollerinin çoğu zaman birbiriyle çeliştiği, birçok insanın bu rollere uymakta zorlandığı hatta bu durumun da bir tür gerilime yol açtığı öne sürülmüştür. Bu yüzden erkeklikle ya da kadınlıkla ilişkili toplumsal cinsiyet rollerinin idealleştirilmediği, aksine stereotipleştirilmiş cinsiyet rollerine uyma baskısının birtakım psikolojik gerilimlere yol açtığı söylenebilir. Bu yaklaşım, yani toplumsal cinsiyet rol gerilimi yaklaşımı, toplumsal cinsiyet ve erkekliği ‘biyolojik olarak verili kategoriler’ yerine ‘sosyal olarak inşa edilmiş kategoriler’ olarak ele aldığından sosyal inşacı ve eleştirel erkeklik yaklaşımlarının öncüsü olarak değerlendirilmektedir.

1990’larda çeşitli tarih ve sosyoloji araştırmaları, erkekliğin tarihsel süreç içerisinde değişim gösterdiğini belirtmiştir. Buna göre ideoloji, birtakım erkeksi özellikleri belirler ve tarihsel süreçte bu özelliklerden bazıları vurgulanır. Yani erkekliğin evrensel ve tarih ötesi bir anlamı yoktur; erkeklik belirli bir sosyal ve tarihsel bağlam içerisinde inşa edilir. Erkekliğin anlamı, kültürden kültüre hatta aynı kültür içerisinde bile değişim ve çeşitlilik gösterir. Erkekliğin bu değişen-akışkan yapısı nedeniyle tek bir erkeklik biçiminden bahsedilemez ancak “erkekliklerden” bahsedilebilir. Yani erkekler, farklı farklı erkeklik biçimlerini benimser. Bu da çoklu erkekliklerin olduğu görüşünü ortaya çıkarmıştır. Carrigan, Connell ve Lee’nin ileri sürdüğü hegemonik erkeklik kavramı, çoklu erkekliklere ilişkin çalışmaların literatüre kazandırılmasında oldukça etkili olmuştur. Bu kavram ile birlikte erkeklik çalışmaları oldukça güçlü bir ivme kazanmıştır. Connell’ın daha sonraki çalışmaları bu kavram için sıklıkla atıfta bulunulan bir kaynak hâline gelmiştir. Hegemonik erkeklik, “güce” vurgu yaparak belirli bir yer ve zamandaki idealleştirilmiş erkeklik biçimini ifade eder. Buna göre hegemonik erkeklik toplumsal yapıdaki kadın-erkek ilişkilerini ve erkeklerin kendi aralarındaki ilişkilerini sürdürmekte ve meşrulaştırmaktadır.  Hegemonik erkeklik, belirli bir erkek biçimini ya da sabit olarak belirlenmiş erkeklik özelliklerini ifade etmez. Kavramdaki yere ve zamana bağlılık vurgusu ise hegemonik erkeklik biçiminin sabit olmadığını diğer bir deyişle değişebilirliğini ifade etmektedir. Böylece tek bir erkeklik biçiminin olmadığı; farklı tarihsel, kültürel ve toplumsal yapıların, farklı erkeklik biçimlerini “hegemonik” hâle getirdiği görüşü yaygın kabul görmüştür.

Erkeklik çalışmaları, erkekliğin tarihsel ve toplumsal bir kurgu olduğundan hareketle eril iktidarın gücünün kaynaklarını sorgular ve bunun toplumsal yaşamdaki tezahürlerini inceler. Toplumsal cinsiyet sistemindeki iktidar ilişkilerini ve erkek egemenliğine dayalı toplumsal düzenin oluşturduğu sonuçları yalnızca kadınlar açısından ele almak, sorunun bir ayağını devre dışı bırakmak demektir. Bununla birlikte toplumsal cinsiyet sistemi yalnızca kadın-erkek ilişkisinde değil; erkeklerin kendi aralarındaki ilişkilerde de bir iktidar-tahakküm ilişkisi oluşturmaktadır. Bu nedenle cinsiyetlendirilmiş düzeni daha bütüncül bir şekilde değerlendirebilmek açısından erkeklerin eril iktidarı sürdürme stratejilerini anlamak ve sorgulamak oldukça önemlidir. Erkek egemenliğine karşı politikalar üretmede ve eşit bir yaşamı tesis etmede erkekliği kurumsallaşmış bir ideolojik inşa olarak ele alıp incelemek, yeniden tanımlamak ve toplumsal cinsiyet düzenini dönüştürmek oldukça önemlidir. Sonuç olarak erkeklik çalışmaları bunları mümkün kılmaktadır.

Yararlanılan Kaynaklar

Bem, S. (1974). The measurement of psychological androgyny. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 42, 155-162.

Carrigan, T., Connell, B. ve Lee, J. (1985). Toward a new sociology of masculinity. Theory and Society, 14, 551-604.

Connell, R, W. (2005). Masculinities. Cambridge: Policy Press.

Constantinople, A. (1973). Masculinity-femininity: an exception to a famous dictum? Psychological Bulletin, 80, 389-407.

Edley, N. ve Wetherell, M. (1995). Men in perspective: practice, power and identity. London: Prentice Hall.

Hearn, J (1996). Is masculinity dead? A critique of the concept of masculinity/masculinities. Mac an Ghaill, M. (Ed.), Understanding Masculinities: Social Relations and Cultural Areas içinde (ss. 202-214). Buckingham, UK: Open University Press.

Karabıyıkoğlu, N. ve Şahbenderoğlu, İ. (2018, 1 Mart). Erkeklik çalışmalarına neden ihtiyacımız var? T24. http://t24.com.tr/k24/yazi/erkeklik-calismalarina-neden-ihtiyacimiz-var,1628.

Kaufman, M. (1999). Men, feminism, and men’s contradictory experiences of power. H. Brod ve M. Kaufman (Ed.), Research on men and masculinities series: Theorizing masculinities içinde (ss. 142-165). Thousand Oaks, CA: Sage Publications.

Kimmel, M. ve Aronson, A. (2004). Men and Masculinities: A social, cultural and historical encyclopedia Volume I: A-J. California: ABC-CLIO.

Kimmel, M. S. ve Messner, M. A. (2009). Men’s lives. Boston: Allyn & Bacon.

Levant, R. F. (2004). Gender role strain. M. Kimmel ve A. Aronson (Ed.), Men and Masculinities: a social, cultural and historical encyclopedia volume I: A- J içinde (ss. 351- 353). Santa Barbara, CA: ABC-CLIO.

Lloyd, G., (1996). Erkek akıl: Batı felsefesinde erkek ve kadın (M. Özcan, Çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1984).

Pleck, J. H. (2017). A brief history of the psychology of men and masculinities. R. F. Levant, Y. J. Wong (Ed.), The psychology of men and masculinities içinde (ss. xi-xxii). Washington, DC: American Psychological Association.

Sancar, S. (2013). Erkeklik: imkansız iktidar (3. Baskı). İstanbul: Metis Yayınları.

Smiler, A. P. (2004). Thirty years after the discovery of gender: psychological concepts and measures of masculinity. Sex Roles, 50, 15-26.

Terman, L. M. ve Miles, C. M. (1936). Sex and Personality: Studies in Masculinity and Femininity. New York: McGraw-Hill.

Türk, H. B. (2008). Eril tahakkümü yeniden düşünmek: Erkeklik çalışmaları için bir imkân olarak Pierre Bourdieu. Toplum ve Bilim, 112, 119-146.

Wood, W. ve Eagly, A. H. (2012). Biosocial construction of sex differences and similarities in behavior. Advances in Experimental Social Psychology, 46, 55-123.

Share :
You may also like
Cinsiyetçi Birini Ayırt Edebilir Misiniz?
Sayı 01
Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Üretiminde Ailenin Etkisi
Sayı 01