Kadınlar İçin Daha Güvenli Bir Hayat Dilimizden Başlar

 

Gülgün Yazıcı
Prof. Dr.

 

Hepinizin bildiği ve yakından izlediği gibi son zamanlarda kadın konusu hep olumsuz hadiselerle gündeme geliyor. Çok yakında yapılan bir araştırmaya göre her iki kişiden biri kadınların yaşadığı en büyük sorunu şiddet olarak tanımlıyor. Gerçekten de kadın emeğinin sömürüldüğü; ne yapıp ne yapmamasının, ne giyip ne giymemesinin, nereye gidip nereye gitmemesinin başkaları tarafından belirlendiği; kadının yok sayıldığı, adeta nefes bile almasının istenmediği acayip bir dönemden geçiyoruz. Bu atmosferde gün geçmiyor ki çocukların istismar edildiği, kadınların şiddete, tacize, tecavüze uğradığı ve hatta öldürüldüğü haberler almayalım.

Artan nüfusa bağlı olarak bir yandan bu tür olumsuz hadiseler çoğalırken, bir yandan teknolojinin ve iletişim araçlarının gelişmesiyle bu hadiselerin daha çok görünür ve bilinir olması söz konusudur. Nihayet bütün bunlar neticesinde doğal olarak her an ve her mecrada sürekli taciz, tecavüz, istismar, şiddet kavramlarıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Tacize, tecavüze, istismara, şiddete hayır derken ve bunlar sonlansın diye çalışmalar yaparken bile kurulan her cümlede, mecburen bu kelimeler kullanılıyor. Yani günlük hayatımızda bu kelimeler adeta başrolde ve tabir caizse bu kelimelerin hücumuna maruz kalıyoruz. Bu durumun da ister istemez farklı olumsuz sonuçları oluyor. Etrafımızda sürekli bu kelimelerin kullanılması, bir anlamda olumsuz davranış modeline vurgu yaparak insanların zihnine kazınmasına neden olmaktadır.

Tabi ki sorunun tespit ve teşhis edilmesi noktasında bu kavramların kullanılması doğaldır, gereklidir. Ama sonrasında çözüm aşamasına geçildiğinde farklı bir tavır ve duruş sergilememiz; farklı bir lisanla farklı bir zihniyet inşa etmemiz gerekir. Yani bu olumsuz durumların karşıtı olan, hedeflenen, ulaşılmak istenen olumlu durumları dile getirmeliyiz ve bu doğrultuda etkinlikler yapmalıyız.

Bildiğiniz üzere beynin çalışma sistemi üzerine çalışan uzmanlar yaşadığımız hayatı bizim şekillendirdiğimizi ve başımıza gelen/gelmeyen her şeyin (bilinçli, daha çok da bilinçaltı) seçimlerimizle ilgili olduğunu söylüyor. Çünkü kuantum fiziğine ve bu konudan ilhamla geliştirilen kuantum düşünce sistemine göre dünya, katı bir madde ve donmuş bir gerçeklik değil; özellikle maddenin atom altı parçacıklarıyla bize sonsuz ihtimaller zinciri sunuyor.

Buna göre dil ve kullanılan kelimeler, gerçeği oluşturmakta çok önemli bir araç olarak kabul ediliyor. Çünkü zihnin iki aşaması vardır: Bilinç ve bilinçaltı. Bilincinizle düşündüğünüz şey bilinçaltınız vasıtasıyla gerçeğe dönüşüyor.  Yani kültürümüzde yaşayan “Bir adama kırk gün deli dersen deli olur.” sözünü doğrulayan bir teori. İyi şeyler düşünürseniz iyi şeyler; kötü şeyler düşünürseniz kötü şeyler olur. Mevlânâ’nın ifadesiyle: “Gül düşünürseniz gül, diken düşünürseniz diken olur.” Buna bağlı olarak kelimelerinizi değiştirirseniz düşünce şeklinizi,  yani bilinçaltı kodlarınızı değiştirmiş olursunuz ve böylece hayatınız değişir.

Nitekim Japon yazar, araştırmacı ve girişimci Masaru Emoto su molekülleriyle ilgili yaptığı çalışmalarda suyun olumlu ve olumsuz sözlere tepki verdiğine ilişkin bazı işaretler yakaladığını ileri sürmüştür. İnsan bedeninin %70’inin sudan oluştuğu düşünülürse konunun ne kadar önemli olduğu anlaşılacaktır.

O hâlde çocuk ve kadın konusuyla ilgili yazılan yazılar, yapılan haberler ve düzenlenen etkinliklerde mevcut durumu sürekli tekrarlamak yerine çocuk ve kadınların hangi şartlarda yaşamalarını istiyorsak onları vurgulamamamız, gerçekleşmeleri konusunda önemli bir adım olacaktır.

Tabi ki burada kastettiğim şey bir tür ‘Polyannacılık oynayalım, olumsuzlukları hiç görmeyelim, yaşananlara gözlerimizi kapatalım’ değil; ama konuya yaklaşımımızdaki olumsuz kelimelerimizin önce farkına varalım, sonra bunları olumlularla değiştirelim. Şiddete, tacize, tecavüze, istismara karşı olmak ve hayır demek yerine; sevgiye, saygıya, hoşgörüye, barış ve  huzur içinde, güvenli bir şekilde, insan hakları çerçevesinde insanca yaşamaya evet diyerek dikkatimizi soruna değil çözüme odaklayalım.

Bu bakış açısı ile eminim çok daha fazla aşama kaydederiz. Kadının sevgi, saygı, barış ve huzur içinde yaşamasını sağlayacak tedbirler düşünürüz, insanları bu şuur içinde yetiştirmenin yollarını ararız hem kadınlara hem erkeklere bu şuuru aktarmaya çalışırız ki yeni kuşaklar da bu şuurla yetişsinler.

Share :
You may also like
Hebhinark
Sayı 01
Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Bir Bakış
Sayı 01